MEB yine eğitim öğretimi düşünmedi
2009/1 Öğretmen Atamalarının 25 Şubat 2009 tarihinde gerçekleştirileceği açıklanmıştır. Bu atama döneminde 8 bin kadrolu öğretmen atayacağını ilan eden bakanlık her yıl olduğu gibi eğitim öğretimi düşünmeden hareket etmektedir.
Her atama döneminde konu açıklıkla dile getirildiği halde bu atama döneminde de öğretim dönemi başladıktan sonra atama yapma uygulamasına devam edilmektedir. Bu ısrar “acaba eğitimi düşünen yok mu?” sorusunu akla getirmektedir.
Bu atamanın yapılacağı açıkça ortada olduğuna göre yarıyıl tatilinde bu atamaları gerçekleştirmemenin mantığı ne olabilir? Sakın ola ki özür grubu vardı onlarla çakışmasın şeklinde bir açıklamaya gidilmesin çünkü herkes çok iyi biliyor ki özür grubunda açık gösterilen kadro sayısının sınırlılığının yanı sıra o kadroların haricinde on binlerce kadro açığı bulunduğu bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Alınacak öğretmen sayısı ise 8 bin ile sınırlıdır.
Bu durumu; ancak ve ancak kalp rahatsızlığı geçiren sayın maliye bakanımızın para konusundaki sıkı politikası ya da eğitimi düşünmemenin ya da iş bilmemenin sonucu olarak izah edebiliriz. Yani 8 bin öğretmene, maaşlarını okulların açıldığı 9 Şubat 2009 da ödemek yerine 25 Şubat 2009 da ödenecektir. Eğer sebep bu değil de diğer sebepler ise bu eğitim adına daha vahim bir durumdur.
Peki bu basit hesapların eğitime zararı nedir?
Bakınız 8 bin öğretmen alımı yapılacaktır. Bu atamalar büyük çoğunluğu şu anda okullarımızda Sözleşmeli (4/B) çalışmakta olan öğretmenlerimizin kadroya geçmesi ile sonuçlanacak bir atama şeklinde gerçekleşecektir.
A okulunda sözleşmeli öğretmen olarak çalışan Ahmet öğretmen B okuluna kadrolu atanacak ya da A okulunda kadroya geçmiş olacaktır. A okulunda kadroya geçerse pek sorun yoktur fakat B okuluna atanırsa A okulu okulların açılmış olduğu bir dönemde öğretmensiz kalacaktır. B okulunda çalışan ücretli öğretmen Ayşe hanım de işsiz kalacaktır.
Kadrosu boşalan A okulu doğal olarak kendine ücretli öğretmen arayacaktır. Ücretli öğretmen Ali Bey’i bulan A okulu bu öğretmeni düşük ücretle çalıştırırken bakanlık sözleşmeliden boşalan pozisyonlara sözleşmeli öğretmen alacağını açıkladığına göre aradan birkaç hafta daha geçecek ve bu kez A okulundaki ücretli öğretmen Ali Bey işsiz kalacak ve yerine Sözleşmeli Öğretmen alınacaktır.
Bu durumu eğitimle açıklamak, eğitimi düşünmekle açıklamak mümkün müdür? Ülkemizde Eğitim bu kadar basit konuların dahi düşünülemediği acizlikte midir? Bu hatada ısrar etmenin mantığı nedir? 2007 de olduğu gibi Aralık’ta öğretim döneminin bitişinde ya da 2008 ve 2009 da olduğu gibi Öğretim dönemi başladıktan sonra öğretmen ataması yapmak nasıl izah edilebilir? Hani eğitim ülkemizin, devlet politikalarımızın ve hükümetin öncelikli konusuydu? Hani eğitim bir ülke için çok önemliydi?
M. BALMUK
kaynak: www.memurlar.net
5/2/2009 | Kategori: haberler | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
ÖSYM'nin Tanımlaması Kafaları Karıştıracak
İki personel alımı süreci arasında şu şekilde bir farklılık bulunmamaktadır:
1- Kamu kurumları boş kadro ve 399'a tabi sözleşmeli pozisyonlarını Devlet Personel Başkanlığına bildirmekte, bu Başkanlık da düzenleme yaptıktan sonra, hazırladığı KPSS tercih kılavuzunu ÖSYM'ye göndermektedir. ÖSYM ise kendisine gönderilen kılavuzu bir yazılım aracılığı ile adayların başvurusuna açmaktadır. Bu işlemler KPSS Yönetmeliğine göre yürütülmekte olup, işlemlere KPSS tercih işlemi denmektedir.
2- 4/B'li personel alımlarında ise yukarıdaki süreç işlememektedir. Kamu kurumları 4/B'li personeli kendisi alabileceği gibi ÖSYM'ye de yaptırabilmektedir. 4/B'li personel alımında da sözlü sınav yoktur. Başvuranlar arasındaki en yüksek puanlı aday göreve başlamaktadır. Diyanet 4/B'li personel alım süreci kendisi yürütürken, Sağlık Bakanlığı 4/B'li personel alımını ÖSYM'ye yaptırmaktadır.
3- "İki defa yerleştirilmeme" kuralı sadece, Devlet Personel Başkanlığınca ÖSYM'ye gönderilen kılavuzda yer alan memur ve 399'a tabi sözleşmeli pozisyonlara yapılan işlemde uygulanmaktadır. Bu nedenle, 2008/4 ile yerleşen bir aday Sağlık Bakanlığının alacağı 4/B'li sözleşmeli sağlık personeli alımına da başvurabilecektir. Bu hususda bir tartışma bulunmamaktadır.
Yukarıdaki çerçevede, adaylarına konuyu net olarak anlayabilmesi için, ÖSYM'nin 4/B'li personel alımlarına "KPSS tercih işlemi" dememesi gerekmektedir. ÖSYM'nin geçmiş yıllarda yaptığı bu uygulamadan vazgeçmesi ve örneğin "Sağlık Bakanlığı 4/B'li personel alımı" şeklinde bir tanımlama kullanması gerekmektedir. Aksi halde, "iki defa yerleştirilmeme kuralı" neden uygulanmıyor sorularının muhatabı ÖSYM ve Sağlık Bakanlığı olacaktır.
kaynak: www.memurlar.net
5/2/2009 | Kategori: haberler | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
İŞTE YENİ ÖSS'NİN AYRINTILARI...
İŞTE YENİ ÖSS'NİN AYRINTILARI...

Yarımağan'a göre öğrenciler tüm sorulara 180 dakikada yanıt verme yükünden kurtulacak.
ÖSYM Başkanı, alan sınavlarında soru sayısının fazla olacağını ama lise müfredatının dışına çıkılmayacağını açıkladı. Meslek lisesi öğrencilerini ise "beklentilerini çok yüksek tutmasınlar" diyerek uyardı.
Yarımağan, "Tek fark öğrenci tek sınav yerine ayrı zamanlarda üç sınava girecek daha rahat ortamda daha çok soru cevaplayacak bunun öğrencinin lehine olduğunu düşünüyorum" dedi.
ÖSYM Başkanı YÖK'ün onayladığı yeni sınav sisteminin ayrıntılarını açıkladı.
Alan derslerinden 5 ayrı sınavın ayrı günlerde yapılacağını söyleyen Yarımağan, "Soru sayısı artacak ama bu daha çok çalışmayı, daha çok dersaneye gitmeyi gerektirmez" dedi.
Yarımağan, "Aynı derslerden aynı sorular sorulacak. Hiçbir ek konu yok. Çocuk bilecek ki bu sınavda sadece matematik ve geometri sorularına yanıt verecek" dedi.
Yarımağan yeni sistemin meslek lisesi öğrencileri için avantaj olacağı yorumlarına ise temkinli yaklaştı. "Sorular genel lise müfredatından" bilgisini verdi.
Yarımağan, "Meslek lisesinden mezun olan bir öğrencinin şansı çok yüksek değil. Meslek liseliler için beklentilerin çok ileri gitmemesi lazım" diye uyarıda bulundu.
ÖSYM Başkanı katsayı değişikliği yapılmadığını da hatırlattı. Ama katsayı eşitlense bile yine de müfredat nedeni ile meslek lisesi mezunlarının lisans programlarına girmelerinin kolay olmayacağının altını çizdi.
Peki yeni sistemde puanlar nasıl hesaplanacak?
Her fakülte için gerekli olan alan derslerin ağırlığı artırılacak. Örneğin tıp için kimya ve biyoloji, bilgisayar mühendisliği için fizik puanının yüzdesi yüksek tutulacak.
"Puan türünü çok artıracağız. Öğrenci hangi alanlardaki programa gitmek istiyorsa onunla ilgili derslerini iyi öğrenecek" diyen ÖSYM Başkanı, açık uçlu soru modeline ise hemen olmasa bile bırkaç yıl içinde geçilebileceğini açıkladı.
kaynak: www.habervitrini.com
5/2/2009 | Kategori: haberler | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
KPSS Matematik Konu Anlatımlı Videolar
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/basit-esitsizlikler.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/temel-kavramlar.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/sayi-sistemleri.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/dogal-sayilarda-dort-islem.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/bolunebilme-kurallari.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/faktoriyel-asal-carpanlara-ayirma.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/oran-oranti.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/denklem-cozme.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/moduler-aritmetik-2-2.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/moduler-aritmetik-1-2.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/kumeler-2-2.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/kumeler-1-2.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/faiz-ve-karisim-problemleri.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/yuzde-problemleri.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/obeb-okek.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/mutlak-deger.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/uslu-sayilar.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/koklu-sayilar.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/carpanlara-ayirma.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/hareket-problemleri.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/isci-havuz-problemleri.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/yas-problemleri.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/kesir-problemleri.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/sayi-problemleri.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/islem.html
3/2/2009 | Kategori: kpss | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
İlk Çocukluk Döneminde Duygusal Gelişim
İLK ÇOCUKLUKTA DUYGUSAL GELİŞİM
Dışarıdan, iç dünyamıza etki eden veya içimizden gelen duyguların bize hoş gelip gelmemesi halidir. İnsan çevresiyle etkileşim halinde iken az ya da çok elem veya haz içindedir. Çocukların temel gereksinimlerinin karşılanmaması onlarda çeşitli duyguların doğmasına neden olur. Gereksinimleri karşılanmış çocuk mutludur. Duygusal tepkiler öğrenme ve olgunlaşmayla birlikte farklılaşır. Saldırıya yönelten duyguların gelişimi, bebeğin doğumuyla ile başlar.
DUYGUSAL GELİŞİMLE İLGİLİ KAVRAMLAR
Duygu: Bir şeyin iç dünyamızda uyandırdığı izlenimdir.
Heyecan: Olumlu yada olumsuz çoğunlukla yoğun duyulan ve organizmada gerginlik yaratan duygulardır.
Refleks: Çocuğun dünya ile tanıştığından itibaren kendisine yardımcı olan etmenlerden biridir.
Haz ve Elem: Karşılaşılan durumlar ne derece ihtiyaçları karşılarsa o ölçüde mutluluk ve rahatlık verir. Buna haz denir. İnsanlar, duyguları tatmin edilmediği zaman gerginlik ve mutsuzluk duyarlar. Buna da elem denir.
BAZI TİPİK HEYECAN ÇEŞİTLERİ
Korku
Bir tehlike karşısında ya da bir tehlikeyi düşünürken duyulan kaygı. Korkular, yaşla paralel olarak artmaktadır. Korkuyu oluşturan bütün uyarımlardaki ortak özellik, ani ve birdenbire oluş, bunun sonunda da çocuğun yeni duruma uyum göstermemesidir.
Bir çocuğun ne zaman ve neden korkacağını saptamak oldukça zordur. Korkunun
oluşumu, çevredeki koşullara, uyarının veriliş biçimine, geçmiş yaşantılarla, o andaki fizyolojik ve psikolojik duruma bağlıdır.
Korku durumundaki tepkiler, o objeden uzaklaşma isteği, ağlama, nefes tutma gibi farklı davranış biçimleri şeklinde görülür. Üç yaşından sonra heyecanların giderek kontrol altına alındığı dikkati çeker.
Çocuğun Korkularını Etkileyen Başlıca Faktörler:
1) Zeka
2) Cinsiyet
3) Sosyo-ekonomik Statü
4) Sosyal İlişkiler
5) Fizyolojik Koşullar
6) Kişilik Yapısı
Bu dönemde en sık rastlanan korkular arasında, hırsız, hayali yaratıklar, köpek, karanlık, motor gürültüsü, şimşek, ani ses ve yalnız kalma sayılabilir. 6-12 yaşlarından itibaren bu karakteristik korkuların giderek azaldığı, bunların yerlerini bedensel yaralanma, okulla ilişkili olaylar ve sosyal ilişkileri içeren korku türlerinin aldığı görülür.
Çeşitli araştırmalar, genellikle korkuların 6 yaşından 12 yaşına kadar giderek azaldığını göstermektedir.
Çocuğun başından geçen olumsuz bir olay ya da deneyim, onda bazı korkuların oluşmasına yol açabilir. Örneğin, hastaneye ilişkin hoş olmayan bir deneyim geçiren çocuk, hemşire ve doktordan korkabilir. 2-3 yaşlarında çoğunlukla çocukların korkulu rüya görerek uyandıkları görülür.
Tehdit ederek çocuğu yönlendirmeye çalışmak korkuya neden olan bir başka etkendir. “Baban geldiği zaman yaptıklarını anlatacağım!” ya da “Bir daha aynı şeyi yaparsan seni doktora götürüp iğne yaptıracağım!” şeklindeki ilkel tehditler yıllar boyu sürebilecek birtakım korkuların yerleşmesine neden olabilir. Hayal gücü geniş olan çocuklarda bazı masallara bağlı olarak birtakım korkular yer edebilir.
İleri düzeyde yerleşmiş korkular, başarılı bir eğitim yöntemi, çocuğa verilecek sevgi, güven ve kendine güvenme duygusuyla giderilebilir. Korkan çocuk, korkuları nedeniyle eleştirilmemeli, alay konusu yapılmamalıdır. Korkular gerçekçi bir yaklaşımla olduğu gibi kabul edilmelidir. Çocuğu korku duyduğu obje ile karşı karşıya getirmeye çalışmak da hatalı bir yöntemdir. Onun korktuğu objeden uzaklaşmasına izin verilmeli ve ona güven duygusu aşılanmalıdır.
Kıskançlık
Kızgınlık sonucu oluşan, insanlara yönelik bir içerleme tutumu olarak tanımlanabilir. Kıskançlığın nedeni ve ifade biçimi büyük ölçüde psiko-sosyal etkileşim ortamıyla çocuğa yöneltilen uyarımlara bağlıdır.
Kıskançlığı oluşturan ortam çoğu kez toplumsal kaynaklı olup özellikle çözüm sevdiği kişileri içerir. Kıskançlık, beklenen ilgi, sevgi ve şefkat eksikliğine karşı verilen doğal bir yanıttır. Bireyin sakladığı kızma duygusu, gücenme olarak da tanımlanabilir.
İlk çocuklukta kıskançlık, ana babayı yada ona bakan bireyleri içerir, çünkü çocuk, ilgi ve şefkate şiddetle arzular, sık sık kendini diğer bir çocukla kıyaslanma içinde bulur. Küçük çocuklarda kıskançlık ise, genellikle 2-5 yaşları arasında eve yani gelen bir kardeşin gelmesinden kaynaklanan çok genel bir duygusal bir deneyimdir. Küçük kardeşe duyulan kıskançlık, çocukların yaşamında en yaygın kıskançlık örneğidir. Kardeşine vurma, ısırma, sık rastlanan davranışlar arasındadır.
Kıskançlık nedeniyle, çocukta görülebilecek alt ıslatma, tırnak yeme, parmak emme gibi gerileme belirtileri, onun ruh sağlığını büyük ölçüde etkiler. Bu nedenle anne ve babanın daha kardeş dünyaya gelmeden çocuklarını bu konuda hazırlamaları, doğum sonrası bebeğin bazı işlerini (beslenme, temizlik, giyim gibi) , kontrollü bir şekilde çocuğa yaptırmaları en uygun çözümdür.
Öfke
Engelleyici nesne ve durumlar, bireyde öfke yaratır. Öfke faal bir üzüntü halidir. Daha çok çocukların istekleri ve ihtiyaçlarının karşılanmaması durumunda beliren duygusal bir ifadedir. Öfke tepkileri ilk çocukluk döneminde kısa sürer. Yapılan incelemelere göre ilk sekiz yıl içinde bu tepkilerin süresi beş dakikayı geçmez. Öfkeden hemen sonra çocuğun neşeli bir havaya girdiği görülür.
Anksiyete (Anxiety:Endişe)
Sorunun ne olduğunu bilmeksizin duyulan belirsiz bir korku olarak tanımlanabilen anksiyete, erişkin ve çocuklarda çeşitli biçimlerde görülen gerginlik, sinirlilik, kısaca hoş olmayan bir duygusal durumdur. Çocukta saldırganlık, cinsel yada bağımsızlık dürtülerini yeterince ifade edememenin sıkıntısıyla anksiyete görülebilir. Yeni doğan bir kardeş de bu endişe haline neden olabilir.
Çok sıkılıkla anksiyete bazı olumsuz ortamlar ve beklentiler sonucu oluşur. Örneğin, yeterince anne baba sevgisi olmadığını ya da kötü bir hareketin cezalandırılacağını düşünmek veya terk edilerek yalnız bırakılmak gibi.
Annesinin kendisini unutacağı düşüncesiyle yuvada uyumak istemeyen çocukla , istemediği sınıf içi faaliyetlerinde mide bulantısı gibi psiko-somatik belirtiler gösteren çocuğun sorunu birer endişe ürünüdür.
SAVUNMA MEKANİZMALARI
Her birey kendisini rahatsız eden kaygı durumundan kurtulmak üzere birtakım girişimlerde bulunur. Buna genel olarak, “savunma” adı verilir. Bu savunma şekilleri, kaçmak, gözden kaybolmak, uyumak şeklinde olduğu gibi, başka birinin hareketlerini inkara kalkmak ya da psikolojik bastırmaya (repression) baş vurmak biçiminde de olabilir. Savunma, genellikle anksiyetenin etkisini azaltmak üzere öğrenilmiş tepki biçimi olarak tanımlanabilir. Okul öncesi çocuğun anksiyeteye karşı geliştirdiği başlıca savunma mekanizmaları “içe çekilme, bastırma, inkar, gerileme ve yansıtmadır.”
İçe Çekilme (Withdrawal) Davranışı:
Okul öncesi dönemindeki çocuk genellikle korkutulduğu ortamlarda sık sık bu savunma yolunu seçer. Yabancı biri odaya girdiğinde çocuk ondan gözlerini kaçırır, odadan kaçar, yabancı bir grup çocuk kendisiyle oynamak istediğinde onları reddeder. Bunun sonucu olarak da bu tür sorunlar, bireyi uyumsuzluğa götürebilir.
Gerileme (Regression):
Bir ruhsal çatışma, önüne geçilemeyecek ve bireyin uyumunu tümüyle bozacak bir düzeye ulaşırsa, birey kolaylıkla uyum gösterebileceği ilkel davranış örneklerine dönebilir. Gerileme (regression) daha önceki gelişim yüzünü karakteristik bir tepkisidir. Parmak emme ya da alt ıslatma örnekleri, bir süre önce bu tür davranışları sona eren çocuklar için birer regressive davranış belirtileridir.
Yeni bir kardeşin doğumu ile cıvıldayan, emekleyen, parmak emip, tırnak yemeye başlayan çocuk, bu tür bebekleşme hareketleriyle kaybettiği ilgiyi kazanma savaşımına girer.
İnkar (Denial):
Duygusal çatışmalar ve buna bağlı sıkıntı halini hafifletmek için bu çatışmanın temel öğesini unutma, yok sayma durumuna, yani inkar etmeye baş vurulur.
İnkar, anksiyetenin çoğaldığı durumlarda görülür. Örneğin, kendisini açık bir şekilde ihmal eden annesinin düşmanca tavrını, çocuk inkar edebilir ve onun çok nazik ve kendisini seven bir kişi olduğunu savunabilir. Aileleri tarafından ihmal edilen bazı çocuklar da bu kimselerin anne ve babaları olduklarını inkar edebilirler; kendilerinin evlatlık olduğunu, gerçek anne babalarının ise kendilerini çok sevdiklerini öne sürebilirler.
Bastırma (Repression):
Bilincin kabul edemeyeceği birtakım arzuların bilinçaltına itilmesi olayı, bastırma biçiminde bir savunma mekanizmasıdır. İtilen bu arzular orada bir kompleks (karmaşa) halinde saklanacak ve her fırsatta çeşitli şekillerle bilince çıkmaya çalışacaktır.
Başka bir deyişle bastırma, herhangi bir şey hakkında düşünmeyi reddetmektir.
Yansıtma (Projection):
Bir bireyin istenmeyen herhangi bir düşünce ya da eylemi, saldırgan arzu, nefret veya suçluluk gibi bilinçaltı duygularını, bir başkasına yansıtması durumudur.
Hırsızlık yapan bir çocuk, diğer bir çocuğu suçlarken, sadece eleştiriden kurtulmakla kalmaz, böylelikle suçunu da inkar etmiş olur.
Yansıtma (Projection) mekanizması kişiyi anksiyeteden iki biçimde koruyabilir.
1) Kişi, kendi eksikliklerini, yanlışlıklarının sorumluluğunu ya da suçunu başkalarına yükler;
2) Suçluluk duygularını uyandıracak nitelikte içsel tepkilerini, düşüncelerini ve isteklerini diğer insanlara mal eder.
ANKSİYETE(ENDİŞE);Anksiyete,bilinçli olarak kavranılan,sinirlilik,gerginlik ve korku duyguları şeklinde hoş olmayan bir emasyonel durum olarak tanımlanabilir.
Sorunun ne olduğunu bilmeksizin duyulan belirsiz bir korku olarak tanımlanabilen anksiyete,erişkin ve çocuklarda çeşitli şekillerde görülen bir ergenlik durumudur.Özellikle okul öncesi döneminde anksiyete ye neden olan etkenlere sık rastlanır.Çocuklukta saldırgan,cinsel veya bağımsız dürtüleri yeterince ifade edememenin sıkıntısıyla anksiyete görülebilir;ya da yeni doğan bir kardeş bu endişe
haline neden olabilir.
Annesinin kendisini unutacağı düşüncesiyle yuvada uyumak istemeyen çocukla,istemediği sınıf içi faaliyetlerinde mide bulantısı gibi psiko-somatik belirtiler
gösteren çocuğun sorunu birer anksiyete örneğidir.
Çok sıklıkla anksiyete bazı beklenen ortamlarda oluşur. Örneğin;yeterince anne-baba sevgisi olmadığını ya da kötü bir hareketinin cezalandırılacağını düşünmek veya
terk edilerek yalnız bırakılmak gibi...Her birey kendini rahatsız eden bu marazi duygudan kurtulmak üzere birtakım girişimlerde bulunur. Buna genel olarak SAVUNMA adı verilir. Savunma,basitten karmaşığa kadar farklı davranışlar içerir. Bu
savunma şekilleri kaçmak,gözden kaybolmak,uyumak şeklinde olduğu gibi başka birinin hareketini inkara kalkmak ya da psikolojik bastırmaya(repression)başvurmak biçiminde de olabilir.
Savunma genellikle anksiyetenin etkinliğini azaltmak üzere öğrenilmiş tepki biçimi olarak tanımlanabilir. Ego ise tıpkı beden gibi bir korunma iç güdüsü ile kendisini çeşitli sıkıntı verici durumlardan, zararlı dış etkilerden koruma çabası içindedir(Prof.Dr. Haluk Yavuzer,Çocuk ve Suç,Altın Kitap Yayınevi,Bilimsel Sorunlar Dizisi:6 , 1.baskı :Mayıs-1982)
İLK ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE GÖRÜLEN BAŞLICA SAVUNMA MEKANİZMALARI
• KAPANMA(İÇE ÇEKİLME):Okul öncesi dönemde çocuk ,genellikle korkutulduğu ortamlarda sık sık bu savunma yolunu seçer. Yabancı biri odaya girdiğinde,çocuk ondan gözlerini kaçırır,odadan kaçar,yabancı bir grup çocuk kendisiyle oynamak istediğine onları reddeder. Bunun sonucunu olarakta bu tür savunma bireyi uyumsuzluğa götürebilir.
• GERİLEME(REGRESSİON):Bir ruhsal çatışma,önüne geçilmeyecek ve bireyin uyumunu tümüyle bozacak bir düzeye ulaşırsa birey kolaylıkla uyum göstererek ilkel davranış örneklerine dönebilir. Gerileme daha önceki gelişim yüzünün karakteristik bir tepkisidir. Parmak emme, alt ıslatma örnekleri bir süre önce bu davranışları sona eren çocuklar için birer regresive davranış belirtileridir. Regressionda çocuk,o andaki artmakta olan endişe hali nedeniyle kendi içine çekilme girişiminde bulunmaktadır. Yeni bir kardeşin doğumu çocukta bu tür regresive bir davranışın başlamasına neden olabilir. Cıvıldayarak bu tür bebekleşme hareketleriyle kaybettiği ilgiyi kazanma savaşımına girer.
• YADSIMA(DENİAL):Duygusal çatışmalar ve buna bağlı sıkıntı halini hafifletmek için bu çatışmanın temel öğesini unutma halidir. Eğer bir kişi tehlike ile baş edemez ya da ondan kaçınamazsa kullanılabilecek tek yol bu tehlikeyi yok saymaktır. ÖRNEK:Küçük bebek birden yabancı insanlarla dolu bir odaya girdiğinde onların yüzüne bakacak yürekliliği buluncaya dek bir süre kapıya doğru bakar.
• İNKAR:Anksiyetenin çoğaldığı durumlarda görülür. Örneğin kendisini açık bir şekilde ihmal eden annesinin düşmanca tavrını çocuk inkar edebilir ve onun çok nazik, kendisini seven bir kişi olduğunu savunabilir. Aileleri tarafından ihmal edilen bazı çocuklar bu kimselerin anne babaları olduklarını inkar edebilirler;kendilerinin evlâtlık olduğunu gerçek anne ve babalarınınsa kendilerini çok sevdiklerini savunabilir.
• BASTIRMA:Bilincin kabul edemeyeceği birtakım arzuların,bilinçaltına itilmesi olayına BASTIRMA denir. İtilen bu arzular orada birer kompleks olarak saklanacak ve her fırsatta çeşitli şekillerde bilince çıkmaya çalışacaklardır. Başka bir deyişle bastırma,herhangi bir şey hakkında düşünmeyi reddetmektir.
Aşağıdaki örnek bastırmayı dile getirmektedir;
(U.) 14 yaşında orta okul 1. Sınıfa giden bir erkek çocuktur. Sık sık ders çalışmaktan yakındığını ve annesini çok özlediğini çevresindekilere söyler.(U)‘ya annesini görmesi gerektiği hatırlatıldığında bunun olanaksız olduğunu çünkü annesinin başka bir kentte yatalak olan anneannesine bakmak zorunda olduğu şeklinde bir yanıt alınır. Gerçek araştırıldığında (U.)’nun 1 yıldan beri annesi tarafından terk edildiği kendisine teyzesinin baktığı belirlenir. Burada verdiği yanıtlarla bir bastırma yapmakta;olayı psikolojik olarak bastırmaktadır.
• YANSITMA(PROJECTİON):Bir bireyin istenmeyen herhangi bir düşünce veya aksiyonu saldırgan arzu,nefret veya suçluluk gibi bilinçaltı duygularını bir başkasına yansıtma durumudur. Hırsızlık yapan bir çocuk bir diğer çocuğu suçlarken sadece eleştiriden kurtulmakla kalmaz böylelikle suçunu da inkar etmiş olur.
Bu mekanizma kişiyi anksiyeteden 2 şekilde koruyabilir. BUNLAR:
1. Kişi kendi eksikliklerini,yanlışlarının sorumluluğunu ya da suçunu başkalarına yükler.
2. Suçluluk duyguları uyandıracak nitelikte içsel tepkilerini, düşüncelerini ve isteklerini diğer insanlara mal eder.
ÇOCUĞUN DUYGUSAL GELİŞİMİNDE
ANNE VE BABANIN ROLÜ
Aile içindeki duygusal etkileşim, çocuğun heyecan dünyasını doğrudan etkiler. Anne ve babalar, küçük yaştan itibaren çocuklarının tuvalet gereksinimlerini kendi başlarına gidermelerini beklerler. Oysa bu faaliyet yeterli düzeyde kas kontrolü içerdiğinden, 2-3 yaşından önce gerçekleşemez.
Anne ve babanın bu işlemi, çocuktan çok sert bir biçimde istemesi, çocukta korku, öfke ve endişe gibi heyecanların görülmesine neden olabilir.
Kendisine daima yalancı olduğu söylenen, anne ve babası tarafından sevilmeyen, diğer çocuklarla sık sık kıyaslanarak alay edilen ve dayakla cezalandırılan bir çocukta, kısa ya da uzun süreli gerginlik halleri görülebilir.
Bu tür kütü uyarımların devamı ise, bazı davranış ve uyum bozukluklarına neden olabilir.
Aynı şekilde, aşırı düşkünlük ve taşkın sevgi gösterileri de zararlıdır. Çocuğun sağlıklı bir duygusal gelişime sahip olabilmesi için, dengeli bir duygusal etkileşim ortamına gereksinmesi vardır. Bu ortamda çocuk, kendisi için gerekli olan sevgi, sevecenlik ve güveni bulabilmektedir.
KAYNAKÇA
1)Yavuzer,Prof. Dr.H.,Çocuk Psikolojisi,Remzi Kitabevi,(5.Basım) s.97,99,101,104,105.
2)Başaran,Prof. Dr. İbrahim Ethem,Eğitim Psikolojisi,Ankara.1998,s.98,99.
2/2/2009 | Kategori: kpss | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
<Önceki Yazılar | Sonraki Yazılar>