WebmasteriMM.blogcu.com kpss - egitim - Blogcu



KPSS Matematik Konu Anlatımlı Videolar

http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/basit-esitsizlikler.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/temel-kavramlar.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/sayi-sistemleri.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/dogal-sayilarda-dort-islem.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/bolunebilme-kurallari.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/faktoriyel-asal-carpanlara-ayirma.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/oran-oranti.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/denklem-cozme.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/moduler-aritmetik-2-2.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/moduler-aritmetik-1-2.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/kumeler-2-2.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/kumeler-1-2.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/faiz-ve-karisim-problemleri.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/yuzde-problemleri.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/obeb-okek.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/mutlak-deger.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/uslu-sayilar.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/koklu-sayilar.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/carpanlara-ayirma.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/hareket-problemleri.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/isci-havuz-problemleri.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/yas-problemleri.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/kesir-problemleri.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/sayi-problemleri.html
http://www.cebirsel.com/kpss-matematik-konu-anlatimli-videolar/islem.html

3/2/2009 | Kategori: kpss | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

İlk Çocukluk Döneminde Duygusal Gelişim

İLK ÇOCUKLUKTA DUYGUSAL GELİŞİM
Dışarıdan, iç dünyamıza etki eden veya içimizden gelen duyguların bize hoş gelip gelmemesi halidir. İnsan çevresiyle etkileşim halinde iken az ya da çok elem veya haz içindedir. Çocukların temel gereksinimlerinin karşılanmaması onlarda çeşitli duyguların doğmasına neden olur. Gereksinimleri karşılanmış çocuk mutludur. Duygusal tepkiler öğrenme ve olgunlaşmayla birlikte farklılaşır. Saldırıya yönelten duyguların gelişimi, bebeğin doğumuyla ile başlar.
DUYGUSAL GELİŞİMLE İLGİLİ KAVRAMLAR
Duygu: Bir şeyin iç dünyamızda uyandırdığı izlenimdir.
Heyecan: Olumlu yada olumsuz çoğunlukla yoğun duyulan ve organizmada gerginlik yaratan duygulardır.
Refleks: Çocuğun dünya ile tanıştığından itibaren kendisine yardımcı olan etmenlerden biridir.
Haz ve Elem: Karşılaşılan durumlar ne derece ihtiyaçları karşılarsa o ölçüde mutluluk ve rahatlık verir. Buna haz denir. İnsanlar, duyguları tatmin edilmediği zaman gerginlik ve mutsuzluk duyarlar. Buna da elem denir.
BAZI TİPİK HEYECAN ÇEŞİTLERİ
Korku
Bir tehlike karşısında ya da bir tehlikeyi düşünürken duyulan kaygı. Korkular, yaşla paralel olarak artmaktadır. Korkuyu oluşturan bütün uyarımlardaki ortak özellik, ani ve birdenbire oluş, bunun sonunda da çocuğun yeni duruma uyum göstermemesidir.
Bir çocuğun ne zaman ve neden korkacağını saptamak oldukça zordur. Korkunun
oluşumu, çevredeki koşullara, uyarının veriliş biçimine, geçmiş yaşantılarla, o andaki fizyolojik ve psikolojik duruma bağlıdır.
Korku durumundaki tepkiler, o objeden uzaklaşma isteği, ağlama, nefes tutma gibi farklı davranış biçimleri şeklinde görülür. Üç yaşından sonra heyecanların giderek kontrol altına alındığı dikkati çeker.
Çocuğun Korkularını Etkileyen Başlıca Faktörler:
1) Zeka
2) Cinsiyet
3) Sosyo-ekonomik Statü
4) Sosyal İlişkiler
5) Fizyolojik Koşullar
6) Kişilik Yapısı
Bu dönemde en sık rastlanan korkular arasında, hırsız, hayali yaratıklar, köpek, karanlık, motor gürültüsü, şimşek, ani ses ve yalnız kalma sayılabilir. 6-12 yaşlarından itibaren bu karakteristik korkuların giderek azaldığı, bunların yerlerini bedensel yaralanma, okulla ilişkili olaylar ve sosyal ilişkileri içeren korku türlerinin aldığı görülür.
Çeşitli araştırmalar, genellikle korkuların 6 yaşından 12 yaşına kadar giderek azaldığını göstermektedir.
Çocuğun başından geçen olumsuz bir olay ya da deneyim, onda bazı korkuların oluşmasına yol açabilir. Örneğin, hastaneye ilişkin hoş olmayan bir deneyim geçiren çocuk, hemşire ve doktordan korkabilir. 2-3 yaşlarında çoğunlukla çocukların korkulu rüya görerek uyandıkları görülür.
Tehdit ederek çocuğu yönlendirmeye çalışmak korkuya neden olan bir başka etkendir. “Baban geldiği zaman yaptıklarını anlatacağım!” ya da “Bir daha aynı şeyi yaparsan seni doktora götürüp iğne yaptıracağım!” şeklindeki ilkel tehditler yıllar boyu sürebilecek birtakım korkuların yerleşmesine neden olabilir. Hayal gücü geniş olan çocuklarda bazı masallara bağlı olarak birtakım korkular yer edebilir.
İleri düzeyde yerleşmiş korkular, başarılı bir eğitim yöntemi, çocuğa verilecek sevgi, güven ve kendine güvenme duygusuyla giderilebilir. Korkan çocuk, korkuları nedeniyle eleştirilmemeli, alay konusu yapılmamalıdır. Korkular gerçekçi bir yaklaşımla olduğu gibi kabul edilmelidir. Çocuğu korku duyduğu obje ile karşı karşıya getirmeye çalışmak da hatalı bir yöntemdir. Onun korktuğu objeden uzaklaşmasına izin verilmeli ve ona güven duygusu aşılanmalıdır.
Kıskançlık
Kızgınlık sonucu oluşan, insanlara yönelik bir içerleme tutumu olarak tanımlanabilir. Kıskançlığın nedeni ve ifade biçimi büyük ölçüde psiko-sosyal etkileşim ortamıyla çocuğa yöneltilen uyarımlara bağlıdır.
Kıskançlığı oluşturan ortam çoğu kez toplumsal kaynaklı olup özellikle çözüm sevdiği kişileri içerir. Kıskançlık, beklenen ilgi, sevgi ve şefkat eksikliğine karşı verilen doğal bir yanıttır. Bireyin sakladığı kızma duygusu, gücenme olarak da tanımlanabilir.
İlk çocuklukta kıskançlık, ana babayı yada ona bakan bireyleri içerir, çünkü çocuk, ilgi ve şefkate şiddetle arzular, sık sık kendini diğer bir çocukla kıyaslanma içinde bulur. Küçük çocuklarda kıskançlık ise, genellikle 2-5 yaşları arasında eve yani gelen bir kardeşin gelmesinden kaynaklanan çok genel bir duygusal bir deneyimdir. Küçük kardeşe duyulan kıskançlık, çocukların yaşamında en yaygın kıskançlık örneğidir. Kardeşine vurma, ısırma, sık rastlanan davranışlar arasındadır.
Kıskançlık nedeniyle, çocukta görülebilecek alt ıslatma, tırnak yeme, parmak emme gibi gerileme belirtileri, onun ruh sağlığını büyük ölçüde etkiler. Bu nedenle anne ve babanın daha kardeş dünyaya gelmeden çocuklarını bu konuda hazırlamaları, doğum sonrası bebeğin bazı işlerini (beslenme, temizlik, giyim gibi) , kontrollü bir şekilde çocuğa yaptırmaları en uygun çözümdür.

Öfke
Engelleyici nesne ve durumlar, bireyde öfke yaratır. Öfke faal bir üzüntü halidir. Daha çok çocukların istekleri ve ihtiyaçlarının karşılanmaması durumunda beliren duygusal bir ifadedir. Öfke tepkileri ilk çocukluk döneminde kısa sürer. Yapılan incelemelere göre ilk sekiz yıl içinde bu tepkilerin süresi beş dakikayı geçmez. Öfkeden hemen sonra çocuğun neşeli bir havaya girdiği görülür.
Anksiyete (Anxiety:Endişe)
Sorunun ne olduğunu bilmeksizin duyulan belirsiz bir korku olarak tanımlanabilen anksiyete, erişkin ve çocuklarda çeşitli biçimlerde görülen gerginlik, sinirlilik, kısaca hoş olmayan bir duygusal durumdur. Çocukta saldırganlık, cinsel yada bağımsızlık dürtülerini yeterince ifade edememenin sıkıntısıyla anksiyete görülebilir. Yeni doğan bir kardeş de bu endişe haline neden olabilir.
Çok sıkılıkla anksiyete bazı olumsuz ortamlar ve beklentiler sonucu oluşur. Örneğin, yeterince anne baba sevgisi olmadığını ya da kötü bir hareketin cezalandırılacağını düşünmek veya terk edilerek yalnız bırakılmak gibi.
Annesinin kendisini unutacağı düşüncesiyle yuvada uyumak istemeyen çocukla , istemediği sınıf içi faaliyetlerinde mide bulantısı gibi psiko-somatik belirtiler gösteren çocuğun sorunu birer endişe ürünüdür.
SAVUNMA MEKANİZMALARI
Her birey kendisini rahatsız eden kaygı durumundan kurtulmak üzere birtakım girişimlerde bulunur. Buna genel olarak, “savunma” adı verilir. Bu savunma şekilleri, kaçmak, gözden kaybolmak, uyumak şeklinde olduğu gibi, başka birinin hareketlerini inkara kalkmak ya da psikolojik bastırmaya (repression) baş vurmak biçiminde de olabilir. Savunma, genellikle anksiyetenin etkisini azaltmak üzere öğrenilmiş tepki biçimi olarak tanımlanabilir. Okul öncesi çocuğun anksiyeteye karşı geliştirdiği başlıca savunma mekanizmaları “içe çekilme, bastırma, inkar, gerileme ve yansıtmadır.”
İçe Çekilme (Withdrawal) Davranışı:
Okul öncesi dönemindeki çocuk genellikle korkutulduğu ortamlarda sık sık bu savunma yolunu seçer. Yabancı biri odaya girdiğinde çocuk ondan gözlerini kaçırır, odadan kaçar, yabancı bir grup çocuk kendisiyle oynamak istediğinde onları reddeder. Bunun sonucu olarak da bu tür sorunlar, bireyi uyumsuzluğa götürebilir.
Gerileme (Regression):
Bir ruhsal çatışma, önüne geçilemeyecek ve bireyin uyumunu tümüyle bozacak bir düzeye ulaşırsa, birey kolaylıkla uyum gösterebileceği ilkel davranış örneklerine dönebilir. Gerileme (regression) daha önceki gelişim yüzünü karakteristik bir tepkisidir. Parmak emme ya da alt ıslatma örnekleri, bir süre önce bu tür davranışları sona eren çocuklar için birer regressive davranış belirtileridir.
Yeni bir kardeşin doğumu ile cıvıldayan, emekleyen, parmak emip, tırnak yemeye başlayan çocuk, bu tür bebekleşme hareketleriyle kaybettiği ilgiyi kazanma savaşımına girer.
İnkar (Denial):
Duygusal çatışmalar ve buna bağlı sıkıntı halini hafifletmek için bu çatışmanın temel öğesini unutma, yok sayma durumuna, yani inkar etmeye baş vurulur.
İnkar, anksiyetenin çoğaldığı durumlarda görülür. Örneğin, kendisini açık bir şekilde ihmal eden annesinin düşmanca tavrını, çocuk inkar edebilir ve onun çok nazik ve kendisini seven bir kişi olduğunu savunabilir. Aileleri tarafından ihmal edilen bazı çocuklar da bu kimselerin anne ve babaları olduklarını inkar edebilirler; kendilerinin evlatlık olduğunu, gerçek anne babalarının ise kendilerini çok sevdiklerini öne sürebilirler.

Bastırma (Repression):
Bilincin kabul edemeyeceği birtakım arzuların bilinçaltına itilmesi olayı, bastırma biçiminde bir savunma mekanizmasıdır. İtilen bu arzular orada bir kompleks (karmaşa) halinde saklanacak ve her fırsatta çeşitli şekillerle bilince çıkmaya çalışacaktır.
Başka bir deyişle bastırma, herhangi bir şey hakkında düşünmeyi reddetmektir.
Yansıtma (Projection):
Bir bireyin istenmeyen herhangi bir düşünce ya da eylemi, saldırgan arzu, nefret veya suçluluk gibi bilinçaltı duygularını, bir başkasına yansıtması durumudur.
Hırsızlık yapan bir çocuk, diğer bir çocuğu suçlarken, sadece eleştiriden kurtulmakla kalmaz, böylelikle suçunu da inkar etmiş olur.
Yansıtma (Projection) mekanizması kişiyi anksiyeteden iki biçimde koruyabilir.
1) Kişi, kendi eksikliklerini, yanlışlıklarının sorumluluğunu ya da suçunu başkalarına yükler;
2) Suçluluk duygularını uyandıracak nitelikte içsel tepkilerini, düşüncelerini ve isteklerini diğer insanlara mal eder.

ANKSİYETE(ENDİŞE);Anksiyete,bilinçli olarak kavranılan,sinirlilik,gerginlik ve korku duyguları şeklinde hoş olmayan bir emasyonel durum olarak tanımlanabilir.
Sorunun ne olduğunu bilmeksizin duyulan belirsiz bir korku olarak tanımlanabilen anksiyete,erişkin ve çocuklarda çeşitli şekillerde görülen bir ergenlik durumudur.Özellikle okul öncesi döneminde anksiyete ye neden olan etkenlere sık rastlanır.Çocuklukta saldırgan,cinsel veya bağımsız dürtüleri yeterince ifade edememenin sıkıntısıyla anksiyete görülebilir;ya da yeni doğan bir kardeş bu endişe
haline neden olabilir.
Annesinin kendisini unutacağı düşüncesiyle yuvada uyumak istemeyen çocukla,istemediği sınıf içi faaliyetlerinde mide bulantısı gibi psiko-somatik belirtiler
gösteren çocuğun sorunu birer anksiyete örneğidir.
Çok sıklıkla anksiyete bazı beklenen ortamlarda oluşur. Örneğin;yeterince anne-baba sevgisi olmadığını ya da kötü bir hareketinin cezalandırılacağını düşünmek veya
terk edilerek yalnız bırakılmak gibi...Her birey kendini rahatsız eden bu marazi duygudan kurtulmak üzere birtakım girişimlerde bulunur. Buna genel olarak SAVUNMA adı verilir. Savunma,basitten karmaşığa kadar farklı davranışlar içerir. Bu
savunma şekilleri kaçmak,gözden kaybolmak,uyumak şeklinde olduğu gibi başka birinin hareketini inkara kalkmak ya da psikolojik bastırmaya(repression)başvurmak biçiminde de olabilir.
Savunma genellikle anksiyetenin etkinliğini azaltmak üzere öğrenilmiş tepki biçimi olarak tanımlanabilir. Ego ise tıpkı beden gibi bir korunma iç güdüsü ile kendisini çeşitli sıkıntı verici durumlardan, zararlı dış etkilerden koruma çabası içindedir(Prof.Dr. Haluk Yavuzer,Çocuk ve Suç,Altın Kitap Yayınevi,Bilimsel Sorunlar Dizisi:6 , 1.baskı :Mayıs-1982)


İLK ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE GÖRÜLEN BAŞLICA SAVUNMA MEKANİZMALARI

• KAPANMA(İÇE ÇEKİLME):Okul öncesi dönemde çocuk ,genellikle korkutulduğu ortamlarda sık sık bu savunma yolunu seçer. Yabancı biri odaya girdiğinde,çocuk ondan gözlerini kaçırır,odadan kaçar,yabancı bir grup çocuk kendisiyle oynamak istediğine onları reddeder. Bunun sonucunu olarakta bu tür savunma bireyi uyumsuzluğa götürebilir.
• GERİLEME(REGRESSİON):Bir ruhsal çatışma,önüne geçilmeyecek ve bireyin uyumunu tümüyle bozacak bir düzeye ulaşırsa birey kolaylıkla uyum göstererek ilkel davranış örneklerine dönebilir. Gerileme daha önceki gelişim yüzünün karakteristik bir tepkisidir. Parmak emme, alt ıslatma örnekleri bir süre önce bu davranışları sona eren çocuklar için birer regresive davranış belirtileridir. Regressionda çocuk,o andaki artmakta olan endişe hali nedeniyle kendi içine çekilme girişiminde bulunmaktadır. Yeni bir kardeşin doğumu çocukta bu tür regresive bir davranışın başlamasına neden olabilir. Cıvıldayarak bu tür bebekleşme hareketleriyle kaybettiği ilgiyi kazanma savaşımına girer.
• YADSIMA(DENİAL):Duygusal çatışmalar ve buna bağlı sıkıntı halini hafifletmek için bu çatışmanın temel öğesini unutma halidir. Eğer bir kişi tehlike ile baş edemez ya da ondan kaçınamazsa kullanılabilecek tek yol bu tehlikeyi yok saymaktır. ÖRNEK:Küçük bebek birden yabancı insanlarla dolu bir odaya girdiğinde onların yüzüne bakacak yürekliliği buluncaya dek bir süre kapıya doğru bakar.


• İNKAR:Anksiyetenin çoğaldığı durumlarda görülür. Örneğin kendisini açık bir şekilde ihmal eden annesinin düşmanca tavrını çocuk inkar edebilir ve onun çok nazik, kendisini seven bir kişi olduğunu savunabilir. Aileleri tarafından ihmal edilen bazı çocuklar bu kimselerin anne babaları olduklarını inkar edebilirler;kendilerinin evlâtlık olduğunu gerçek anne ve babalarınınsa kendilerini çok sevdiklerini savunabilir.
• BASTIRMA:Bilincin kabul edemeyeceği birtakım arzuların,bilinçaltına itilmesi olayına BASTIRMA denir. İtilen bu arzular orada birer kompleks olarak saklanacak ve her fırsatta çeşitli şekillerde bilince çıkmaya çalışacaklardır. Başka bir deyişle bastırma,herhangi bir şey hakkında düşünmeyi reddetmektir.
Aşağıdaki örnek bastırmayı dile getirmektedir;
(U.) 14 yaşında orta okul 1. Sınıfa giden bir erkek çocuktur. Sık sık ders çalışmaktan yakındığını ve annesini çok özlediğini çevresindekilere söyler.(U)‘ya annesini görmesi gerektiği hatırlatıldığında bunun olanaksız olduğunu çünkü annesinin başka bir kentte yatalak olan anneannesine bakmak zorunda olduğu şeklinde bir yanıt alınır. Gerçek araştırıldığında (U.)’nun 1 yıldan beri annesi tarafından terk edildiği kendisine teyzesinin baktığı belirlenir. Burada verdiği yanıtlarla bir bastırma yapmakta;olayı psikolojik olarak bastırmaktadır.
• YANSITMA(PROJECTİON):Bir bireyin istenmeyen herhangi bir düşünce veya aksiyonu saldırgan arzu,nefret veya suçluluk gibi bilinçaltı duygularını bir başkasına yansıtma durumudur. Hırsızlık yapan bir çocuk bir diğer çocuğu suçlarken sadece eleştiriden kurtulmakla kalmaz böylelikle suçunu da inkar etmiş olur.

Bu mekanizma kişiyi anksiyeteden 2 şekilde koruyabilir. BUNLAR:
1. Kişi kendi eksikliklerini,yanlışlarının sorumluluğunu ya da suçunu başkalarına yükler.
2. Suçluluk duyguları uyandıracak nitelikte içsel tepkilerini, düşüncelerini ve isteklerini diğer insanlara mal eder.

ÇOCUĞUN DUYGUSAL GELİŞİMİNDE
ANNE VE BABANIN ROLÜ
Aile içindeki duygusal etkileşim, çocuğun heyecan dünyasını doğrudan etkiler. Anne ve babalar, küçük yaştan itibaren çocuklarının tuvalet gereksinimlerini kendi başlarına gidermelerini beklerler. Oysa bu faaliyet yeterli düzeyde kas kontrolü içerdiğinden, 2-3 yaşından önce gerçekleşemez.
Anne ve babanın bu işlemi, çocuktan çok sert bir biçimde istemesi, çocukta korku, öfke ve endişe gibi heyecanların görülmesine neden olabilir.
Kendisine daima yalancı olduğu söylenen, anne ve babası tarafından sevilmeyen, diğer çocuklarla sık sık kıyaslanarak alay edilen ve dayakla cezalandırılan bir çocukta, kısa ya da uzun süreli gerginlik halleri görülebilir.
Bu tür kütü uyarımların devamı ise, bazı davranış ve uyum bozukluklarına neden olabilir.
Aynı şekilde, aşırı düşkünlük ve taşkın sevgi gösterileri de zararlıdır. Çocuğun sağlıklı bir duygusal gelişime sahip olabilmesi için, dengeli bir duygusal etkileşim ortamına gereksinmesi vardır. Bu ortamda çocuk, kendisi için gerekli olan sevgi, sevecenlik ve güveni bulabilmektedir.

KAYNAKÇA
1)Yavuzer,Prof. Dr.H.,Çocuk Psikolojisi,Remzi Kitabevi,(5.Basım) s.97,99,101,104,105.
2)Başaran,Prof. Dr. İbrahim Ethem,Eğitim Psikolojisi,Ankara.1998,s.98,99.

2/2/2009 | Kategori: kpss | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

İlk Çocukluk Döneminde Dil Gelişimi

İLK ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE DİL GELİŞİMİ ( 2-6 YAŞ )
Dil bir iletişim aracıdır. İletişim daha kapsamlı bir terimdir. Hayvanlarda dil yoktur ama işaret ve hareketlerle iletişim sağlanabilir.
Her toplum, iletişim sağlamak ve kolaylaştırmak için nesnel varlıkları isimlendirmiştir.kavram realizmi temsilcileri tümel kavramları kabul ettikleri halde nominalistler bunları bir isim sayarlar. Örneğin kavram realistleri “masa” kavramını kabul ettikleri halde nominalistler, her masa diğerinden farklı olduğu için ayrı ayrı isimlendirilmesi gereğine işaret eder. Başka bir değişle tümel kavramlar yoktur; tekil kavramlar vardır. Nominalistlere göre varlıkları sınıflandırmak az çok keyife bağlıdır. Örneğin insanlarla kuşları aynı grupta (iki ayaklı) yada ayrı grupta sınıflandıra biliriz (uçma özelliği)
Her dilin bir gramer yapısı vardır. Çocuklar ana dillerini gramer yapısını bilmedikleri halde, ortalama üç yaşına doğru öğrenirler çünkü cümleleri parça parça değil bütün olarak algılarlar.
Beynin sol yarım küresinde konuşma alanı vardır.bu alanda herhangi bir örselenme olursa konuşma eylemi gerçekleşmez. Çocuklarda dil gelişimi ile birlikte bilinçsel ve hareki gelişim arasında bir ilişki vardır. Konuşma ve yürüme birbirine eş yada yakın zamanda olur (12-15 ay arası ) çocuklar öncelikle sesli harfleri kullanırlar. Temel gereksinimlerini ifade edebilmek için konuşmak zorundadırlar. Kelimeleri öğrenirken bir takım koşullanmalar olur. Böylece çocuk ayırt etmeyi öğrenir. Bazı kelimeleri duygusal yükler yüklenir.
Çocuklar ilk kelimeleri 12-15 ay arasında kullanırlar ve devamlı olarak tekrarlarlar. İlk kelimeler genellikle isimlerdir. Zamirler en sonra ortaya çıkar başlangıçta cümleleri kelimelerle ifade ederler; örneğin çocuk “su” dediği zaman, “bana su ver” demektedir. Çocuklar “ben” zamirini daha önce ve daha çok kullanmaktadır. “sen ve o” zamirlerinin kullanılışı toplumsallaşma belirtisidir. Dilin doğru bir aksamla konuşulması ergenlik çağına kadar alınan eğitime bağlıdır. Sonradan değişme olanağı güçtür.
Dil gelişiminin sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel koşullarla, cinsiyetle, zeka ile ve anne-çocuk etkileşimi ile büyük ilişkisi vardır. Üstün sosyo-ekonomik ve kültürel ortamlardaki çocuklarda dil gelişimi daha fazladır. Cinsiyet farkları bakımından dil gelişimi kızlarda, erkeklerden daha fazla, matematik yeteneği bakımdan ise daha geridir. Eşit yumurta ikizlerinde eş duyum nedeni ile, dil gelişimi diğerlerine göre daha geridir.
Çocuklarda bazı duygusal çatışmalar, korkular ve beyindeki örselenmeler nedeni ile konuşma bozuklukları meydana gelmektedir. Histerilerde psikolojik nedenlere bağlı olarak ses kısıklığı şizofrenide ise konuşma hali karakteristiktir.
Kekemelik ise daha çok psikolojik nedenlere bağlı (çocuklardaki ani ve şiddetli korkular ) olarak oluşmaktadır. Bazen çocuğun gördüğü kötü bir rüyadan sonra kekemelik meydana gelmektedir. Çoğunluğu bir süre sonra geçer. Kalıcı olanlarda ise eğer çocuk kekeme olduktan sonra ailesi üzerine fazlaca düşmüşse, çocuk bunu bilinç altı bir savunma mekanizmasıyla ailesine karşı kullanarak iyileşmeye karşı direnebilir. Bazen hafif bir elektrik şokuyla iyileşme görülebilir.
( Ankay,1992 ; ss 60.61 )
Aynı zamanda dil gelişimi öğretmenler açısından oldukça önemlidir. Çünkü, sınıflarda cereyan eden iletişimin önemli bir kısmı sözel iletişimle yani dille ilgilidir. Öğretmen ve öğrencilerin konuşması kitap okuma, tahtaya yazı yazma vs. hep dile bağlı olan şeylerdir. Diğer kısmı ise sözel olmayan iletişimdir. Jestler ve beden hareketleri, göz teması, mekanın kullanımı, yüz ifadeleri ses değişimi sözel olmayan iletişim yollarıdır. Öğretmenlerin çocuklarla sağlıklı iletişim kurabilmeleri için sınıf içerisinde olup biten sözel iletişim hakkında bilgi sahibi olmaları gerekir.
( Selçuk, 1996 ; s 78 )
İLETİŞİM: İletişimin en önemli aracı konuşmaktır. Konuşma, bebeğin bilinçsel ve dil gelişimine dayanır. Bebeğin iletişimi ilkin konuşmaya hazırlıkla başlar sonra konuşulanı anlama gelir. Bebek dil olgunluğuna ulaşmadan konuşamaz.
Konuşma olgunluğuna ulaşma yaşında bireysel farklılıklar vardır. Bebek, 12.-18. aylar arasında konuşma olgunluğuna ulaşabilir. Ama bir bebeğin, doğal olarak en geç ikinci yaşının sonuna dek konuşma olgunluğuna ulaşması beklenir. Erkek bebek, kıza bakarak biraz geç konuşabilir.
Bebeğin anlamını bilerek kullandığı ilk söz 11. ay dolayında görülür. Bebeğin 1. yaştan önce çıkardığı ba-ba, da-da, de-de, ma-ma gibi ses yinemelerini çevresindekiler anlamlı sanırlar. Bebek, 9. ay dolayında, sıksık duydugu bir yada iki heceli sesleri öykünerek yineleyebilir. Ancak bu yineleme bebeğin bu sözleri anlamlı olarak kullandığını göstermez.
Bir yaşından sonra bebeklerin, yürümek için çaba göstermesi yüzünden konuşmalarında duraklama görülür. Bu duraklama geçicidir. 18-20 aylık bebekler, kullandıkları sözcük sayısını giderek arttırırlar. Bir araştırmaya göre ortalama olarak 12 aylık bebeklerin 3; 15 aylık bebeklerin 19; 18 aylık bebeklerin 22; 21 aylık bebeklerin 118; 2 yaşına varmış bebeklerinde 272 sözcüğü anlamlı olarak kullanabildikleri görülmüştür.
Çocukların konuşulanları anlamaları ve sözcükleri kullanmaları yetiştikleri ortama göre azalır çoğalır. Ayrıca birinci yaşın sonuna doğru bebeklerin ön süt dişlerinin çıkması ve katı yiyecekleri yemeye başlamaları konuşmalarına yardımcı olur.
İki yaşından önce bebeğin kullandığı tümceler tek sözcüklüdür. Bir adı yada fiilin söylenmesi onun isteğini belirtir. İki yaşına doğru tümcelerdeki sözcük sayısı 3-4 olur. Başlangıçta bazı sözcüklerin takıları ya bozuktur yada zaman takıları yoktur. Bebek, “gel” der ama “geldim”, “geleceğim” demekte zorlanır.
İki yaşından sonra çocuğun sözel etkinlikleri artmaya başlar. Çocuk, çevresinde bulunan varlıkların yalnız fiziksel durumunu değil anlamlarını anlamaya başlar. 2-4 yaş arasındaki çocuk kimi kez bir varlığa değişik anlamlar verir. Bir erkek çocuğunun, bir tahta parçasını tabanca gibi bir sopayı at gibi kullandığı; bir kız çocuğunun bebeğine canlı imiş gibi davrandığını onunla konuştuğu görülebilir. Dört yaşına doğru, çocuğun tümcelerindeki sözcük sayısı altı sekize kadar yükselir. Çocuk, sözcüklerin takılarını doğru olarak koymaya başlar. Çocuğun, giderek tümceleri söz dizimine uyar; konuşkanlığı artar; soruları daha anlamlı olur.
Üçüncü yaştan sonra çocuk, bir olayı anlatırken, imgelem gücüne dayanarak olaya eklemeler yapar. Üç altı yaş arasındaki çocuk ,görmediği bir olayı ve varlığı görmüş gibi, imgelediği ile gerçeği birbirine karıştırarak anlatılır. İmgelem gücüne dayanan öyküler yaratmak, okul öncesi çocuğunun doğal davranışıdır. Çocuk sürekli soru sorar, başlangıçta sorduğu sorunun yanıtı ile ilgilenmez; sorularının yanıtı ile ilgilenme 5-6 yaşına doğru başlar. 4 yaşına doğru çocuk bir iki üç ile az ve çok sözlerini anlamlarını bilebilir. Ezberletildiğinde de dörtten yukarı sayıları doğru olarak birer birer sayabilir.
İlk çocukluk evresinin ilk yaşlarında, çocuğun konuşmasının yönü, kendisinedir. Günlük gereksinimlerini sağlamak için başkasına yönelttiği konuşmasının dışında karşıdakinin dinleyip dinlemediği çocuğu pek ilgilendirmez. Çocuğun bu durumu, yavaş yavaş azalarak, 5-6 yaşına kadar sürer bu yaşlardan sonra, çocuğun konuşması ile başkasını etkilemeye; onun kendisini dinlemesi ile ilgilenmeye başladığı görülür. Çocuğun konuşmasının yönü kendisinden başkasına kaymaya başlar.
Kimi çocuk, dördüncü yaşı dolayında konuşma bozukluğu bozukluğu geçirir. Çocuk, konuşmak ister ama sözcüklerini bulamaz;kekelemeye benzer sesler,heceler çıkarır; dil sürçmesi,duraklama, tıkanma,takılma gibi durumlar gösterir; düşünmesi ile konuşması arasındaki eş düğümün bozuk olduğu kanısını verir. Bu durum doğaldır.bir süre sonra çocuk, bu engelini kendiliğinden aşar.
Okul öncesi basamağının sonuna gelindiğinde çevresel engeller ve sağlık sorunları olmadığında çocuklar temel eğitim programının gerektirdiği düzeyde dil gelişimlerini gerçekleştirirler. Çocuklar, temel eğitim programına gerekli olan sözcük dağarcıklarını da tamamlarlar.
( Basaran ,1998 ; ss 81.82 )
KAYNAKLAR
(BASARAN,İBRAHİM ETHEM,1998,ANKARA,GÜL YAYIN EVİ)
(ANKAY, AYDIN, 1992, ANKARA, TURHAN KİTABEVİ)
(SELÇUK, ZİYA, 1996, ANKARA, ŞAFAK MATBAACILIK)

2/2/2009 | Kategori: kpss | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Bebeklik Dönemi Dil Gelişimi

BEBEKLİK DÖNEMİND DİL GELİŞİMİ(0-2)

Dil gelişimi, bilişsel ve bedensel gelişime paralel olarak yürür.
Dil gelişimi konusunda farklı görüşler (akımlar) vardır. Bunlardan en yaygın ikisi Davranışçı görüş ve Psiko-Linguistik görüştür.
Davranışçı Dil Gelişimi Görüşü:
Dil, davranışçı öğrenme kuramlarına uygun olarak öğrenilir. Çocuk, çevreyi taklit ederek, doğru kelimeler ve cümleler söylediğinde ödüllendirilerek öğrenir. Psiko-Linguistik Dil Gelişimi Görüşü:
İnsan, dil öğrenmek için özel bir mekanizmaya sahiptir. Çocuk yürümeyi nasıl öğreniyorsa dili de öyle öğrenir.
İnsan doğuştan dil ve konuşma yeteneğiyle doğar. Önce çevresindeki sesleri dinler, bunları anlamaya ve benzerini çıkarmaya çalışır. Ardından sözcükleri kullanarak cümleler kurar, kendisini anlatmak ve çevresini anlamak için...
İlk İletişim Aracı Olarak Ağlama Biçimleri ve Nedenleri
Hayatın ilk günlerinde seslendirme, ağlama şeklindedir.Bu nedenle ağlama bir iletişim aracı niteliğindedir.Yedi haftalıktan küçük çocuklarda açlık ağlamak için en önemli nedenlerden biriyken, gürültü ve ışık ikinci dereceden önemli nedenler arasından sayılabilir. Daha üç aylık bile olmadan çocuk, ağlamanın ilgi toplamak için bir yöntem olduğunu öğrenir.Daha ileri aylarda çocuk aç, yorgun olduğu, korktuğu, ya da yapmakta olduğu faaliyet kesildiği zaman ağlar.
Cıvıldama
İkinci ayın sonundan itibaren ilk zamanlara oranla daha az ağlamaya rastlanırken, bebekler kumru gibi sesler çıkarmaya başlarlar. Bu ilkel seslerin çevresel etkilerden ve işitme algısından bağımsız olarak meydana geldiği görülür.
Heceleme
Beş ve altıncı aylarda , kumru gibi ses çıkarma tek heceli anlamsız sözcüklere dönüşür. Çocuk artık seslendirmelerini dikkat çekmek, isteklerini açığa vurmak ya da karşı olduğunu belirtmek üzere kullanmaya başlar. Yani, bu ilkel dilini hem kendini ifade etmek , hem de diğerlerinin davranışını değiştirmek amacıyla kullanır.
İlk Sözcükler
Bebeğin ilk sözcükleri unutmayacak bir andır. Bebeğin ilk anlaşılır sözcüklerini söylediği günü daima hatırlarız. Artık bizim anlayabileceğiniz bir dilde iletişim kurmaya, düşündüklerini ve isteklerini bize anlatmaya başlamıştır. Bu durum için, yaş değişkenlik gösterse bile genellikle ilk sözcükler 10 ve 15 ay arası otaya çıkar. Bebeğin mırıldanırken sık sık "anne" ve "baba" sözcüklerini kullandığını gözlemleriz. Bunu doğal ortamda, bir kişiyi ya da bir nesneyi isimlendirerek yaptığında daha da emin oluruz. Örneğin, banyosu için su sesi duyduğunda "ba" demesi gibi.
İlk sözcükleri, genellikle kendisi için önemli olan "anne", "baba" gibi insanlar ya da günlük çevrede sık kullanılan "top" vb. nesnelerdir. Daha sonra, isteklerini ifade eden ya da eylem içeren, "bay bay" ya da "attı" gibi, sözcüklere geçerler. İsteklerini yalnızca ağlayarak anlatabilen yeni doğmuş bir çocuğun; öyküler anlatan, istekleri olan, şakalar yapan ve birçok soru soran bir çocuğa dönüşmesi gerçekten de şaşırtıcıdır.



Bebek Konuşması
Yetişkinlerin ve çocukların, bebeklerle konuşurken ses tonlarını ve şiddetlerini değiştirdiklerini daha melodik bir konuşma tarzını benimsediklerini de gözleyebilirsiniz. Buna bebek konuşması denir. Bunu yetişkinler bilinçli olarak değil, kendiliğinden yaparlar. Araştırmalar, bu tarz konuşmaların bebekler için çok yararlı olduğunu göstermektedir. Böylece bebekler, konuşmalar sırasında farklı sesler duyabilir ve farklı sözcüklerin anlamlarını öğrenebilirler. Bu, farkında olmadan yaptığımız bebek gibi konuşmak, nasıl bir konuşma tarzıdır? Bebek gibi konuşurken gerçekte neler olur. Bu konuşma tarzında kendinizi;
• daha yavaş ritimle ve uzatarak konuşurken
• daha yüksek sesle konuşurken
• sözcükleri tekrarlarken
• konuşmalarınızı basitleştirirken
• sesleri vurgularken
• sözcükleri vurgularken bulabilirsiniz.
İlk başta, bebekle bu tarzda konuşurken komik duruma düştüğünüzü sanabilirsiniz, ancak bu değişik konuşma şeklinizin, bebeğin dikkatini daha çok çektiğini göreceksiniz

Ailenin öğretebildikleri
Bebekler, doğuştan dil ve konuşma yeteneğiyle doğarlar; ancak ailenin yardımı çok önemlidir. Araştırmalar, çocuğun nasıl ve ne zaman konuşmayı öğrendiği konusunda, ailesinin desteğinin olumlu etkisi olduğunu göstermektedir.
Dili kullanmayı öğrenmek dereceli bir süreçtir. Bebek, çevresinde konuşulan dili dinlemekten mutlu olacaktır ve duyduklarını, pratik yaparak konuşmayı öğrenecektir. Önce kendisine söylenen şeyleri anlamaya, daha sonra da sözcükleri tek tek kullanmaya başlayacaktır. Başlangıçta bu sözcükleri tutarsız olarak kullanabilir. Daha sonra bu sözcüklerle basit cümleler kuracak ve en sonunda da daha uzun ve anlaşılır cümleler kurarak, hangi sesleri kullanacağını doğru olarak öğrenecektir.
Birçok aile, çocukların nasıl ve ne zaman konuşması gerektiğini bilmekte güçlük çekerler. Ancak, her çocuğun kapasitesinin farklı olduğunu unutmamak gerekir. Aynı ailedeki çocukların konuşmayı öğrenme süreleri farklı olabilir. Kız çocukları, erkek çocuklarına göre konuşmayı daha erken kazanabilmektedirler. Burada önemli olan, çocuğun dil gelişiminde tutarlı olmasıdır.
0-1 Yaş
Bebeğin dili öğrenmesi doğumla başlar. Dolayısıyla, ona yardım etmek için hiçbir zaman çok erken değildir. Bebekler, çevrelerinde duydukları sesleri dinlerler. Ayrıca, ne zaman mutlu ve ne zaman mutsuz olduklarını bilmemiz için sesler çıkarırlar. Bu ilk aylarda konuşmanın temelleri hazırlanmıştır. Sizin konuşmanız sırasında, bebek size mırıldanarak ya da yüz mimikleriyle gülümseyerek tepki verir ya da motor hareketlerle el sallama ve tekme hareketleriyle yanıt verir. Bebekle konuşurken, diğer yetişkinlerle konuştuğunuz gibi davranın. Bir şey söyleyin ve sizi yanıtlamasını bekleyin, ardından tekrar bir şey söyleyin.
1-2 YAŞ
12 aylık dönemde hemen hemen tüm çocuklar ilk sözcüklerini söylerler. Ancak, bu çok değişken olabilir; kimileri bunu sekizinci ayda gerçekleştirirken, kimileri de 18 aylık döneme kadar bunu gerçekleştirememiş olabilir. Bu dönemde önemli olan, çocuğun seslerle değişik ton ve şiddette denemeler yapmasıdır. Bu dönem içinde çocuğunuz daha fazla oyun oynamaya başlayacak ve aynı şarkıyı ya da ninniyi defalarca dinlemekten zevk alacaktır. Bu sizin için çok sıkıcı olabilir, ama onun için önemlidir. Çocuğunuz, daha fazla sözcük öğrenmeye başlayacak ve bu sözcükler daha anlaşılır hale gelecektir.
Ona Nasıl Yardım Edebilisiniz?
Aşağıda çocuğun dil gelişimine yardımcı olabilecek öneriler verilmiştir:
12-18 AY ARASI
• Çocuğunuzla iletişiminizde basit ve kısa cümleler kullanın.
• Doğal bir formda, ancak yavaş, anlaşılır ve açık konuşun.
• Çocuğunuzun sözcük kazanımı için, tercihli sözcüklerle soru yönelterek model olun. Örneğin; elma ya da muz ister misin? gibi.
• Oynayabileceği bazı oyuncakları sağlayın. Örneğin; oyuncak bir telefon, konuşma taklitleri yapabileceği en iyi oyuncaktır.
18-24 AY ARASI
• Yaptığınız aktiviteleri ve ne olduğunu anlatıp, tanımlayın.
• Birlikte bazı günlük aktiviteler yapın, böylece konuşacak çok şey olacaktır.
• Çocuğunuzun oyun içinde gerçek nesnelerle oynamasını teşvik edin, örneğin; gerçek yiyecekler kullanılan bir çay partisi gibi.
• Resimli olay ya da nesne kartlarıyla grup oyunları oynayın, bulmacalar çözün.
• Geçmişten, günümüzden ve gelecekten söz edin; bugün ne yaptınız, yarın büyükanne gelecek gibi.
• Eğer çocuğunuzun çıkarabildiği bir ses varsa (örneğin; baa), bu sesle başlayan ve çevresinde bulunan nesneleri öncelikle sözcük dağarcığına kazandırmayı hedefleyin. Örneğin; bardak gibi. Bu sözcüğü basit cümlelerde ve duruma uygun ifadelerin içinde kullanın.
• Hedeflediğiniz ve çıkarabildiği sese ilişkin sözcük kartları oluşturun. Bu kartlarla evin içinde çeşitli oyun ortamları hazırlayın. Karttaki sözcüğü göstererek ismini söyleyin. Sözcüğün nasıl söylendiğini duymasına yardımcı olun. Bazen ona da sorarak isimlendirmesini isteyin. Her ne şekilde isimlendirme yaparsa yapsın, doğru kabul edip, tekrar geri iletim sağlayın. Örneğin; Evet bu bir "bardak". Daha sonra /b/ sesiyle başlayan diğer karta geçin. Unutmayın, bu sadece bir oyundur, çocukları zorlamak ve terapist rolü oynamak çocuğunuz için gereksiz ve sakıncalı olacaktır. Kendi gelişim süreci içinde yalnızca onu desteklemeyi hedef alın.

İfade Edici Dilin Ortaya Çıkması
Çoğu anne-baba, bebeklerinin ilk sözcüklerini duymanın heyecanını hatırlayabilir. Fakat bu önemli başarı bir gecede ortaya çıkmaz. Aslında, bebekler bir sabah tüm cümleleri kazanmış olarak uyanmazlar. Gerçekte, hastanede duyulan ilk çığlıktan "da-da" ya da "ma-ma" gibi kontrollü ifadelere gelişme yavaş, sistematik ve bir çok çocuk açısından önceden tahmin edilebilir.
Stark (1979), beş aşamalı dönemden oluşan dil-öncesi dönemi tanımlayan bir çerçeve oluşturmuştur. Dil gelişiminin bu ilk dönemleriyle ilgili olarak, yol gösterici olması açısından Stark'ın modeli kullanılacaktır. Ancak önce bir uyarıda bulunmak gereklidir: Dil gelişimi bireyseldir. Gelişimle ilgili genellemeler yapılması mümkün olsa da, bu genellemeler her çocuk için doğru değildir. Çocuklar arasında dil gelişimi açısından büyük farklılıklar vardır. Bu nedenle, bir çocuğu dil bozukluğu hakkında konuşulurken çok dikkatli olunmalıdır. Çünkü, çocuk aşağıda tanımlanan dönemlere harfiyen uymaz. Bu dönemlerin ötesinde gelişim gösteren bir çocukla ilgili olarak aşırı heyecanlanmak da bir hata olabilir. Bununla birlikte, çocuğun normal gelişim dizisinden bir sapma gösterdiği durumlar dikkate alınmalıdır.
I. Dönem (0-8 Hafta)
Bu dönemde; yeni doğanlar, refleksif ağlama ve hayati solunum yaparlar. Yani, ağızlarını açarlar ve ne geliyorsa çıkarırlar. Bu gelen tepkiler, genellikle anne-babanın ilgisini isteyen çığlık biçiminde yüksek sesli ağlamalardır. Bu ağlamayı göz ardı etmek güçtür, hatta acı vericidir. Bireysel farklılıklar olsa da, bu ağlamalar tipik olarak kısa, hızlı ve patlama şeklindedir. Kimi bebekler göreceli olarak daha sessizdir; diğerleriyse sürekli ağlıyor gibi görünürler. Kimileri çığlık şeklinde, yüksek sesli ağlamalara sahiptir, diğerleriyse sessiz ağlarlar. Bebekler ayrıca, anne-babalarına sanki bebek iletişim başlatmak istiyormuş gibi tepki verebilecekleri geğirme, öksürme ve hapşırık gibi sesleri çıkarırlar.
II. Dönem (8-20 Hafta)
Bu dönem, bebeklerin kendi ses çıkarma organları üzerinde, gittikçe artan oranda kontrol kazandıkları bir dönemdir. Ağlama ayırt edici hale gelir ve böylece anne-babalar, açlık, rahatsızlık, istek gibi farklı tür ağlamaları , birbirinden ayırt etmeye başlar. Ağlama patlamaları, giderek daha katlanılır ve genellikle daha az sıklıkla oluşmaya başlar. Bu dönemin sonundan itibaren, bebeklerin çoğu gığıldama sesleri çıkarmaya başlar. Bunlar anne-babalar tarafından sıklıkla keyif sesleri olarak yorumlanan, ünlü-benzeri (aaa, ooo) ifadelerdir. Bu aşamada birçok bebek kahkaha atmaya da başlar.
III. Dönem (16-30 Hafta)
Bu dönem sesli oyunlarla karakterize edilir ve ses mekanizması üzerinde sürekli kontrol bulunan bir dönemdir. Ünlü sesler bebeğin ses dağarcığına girmeye başlar. Bunlar daha önce gözlenen gığıldama seslerine eklenebilir. Bu dönemin sonundan itibaren, bebek babıldama olarak adlandırdığımız ünlü ve ünsüz seslerin birleşiminden oluşan heceleri çıkarmaya başlar.



IV. Dönem (25-50 Hafta)
Bu dönem, gerçek hece tekrarı aşamasıdır. Bebek ba ya da ma gibi ünlü ve ünsüz bileşimlerini çıkarır. Bu dönemin sonundan itibaren bu ünlü-ünsüz bileşimleri, perde ve tonlaması sık sık değişen uzun diziler (ba ba ba) halinde tekrarlanır.


V. Dönem (9-18 Ay)
Çocuğun hece tekrarı gittikçe karmaşık hale gelir. Ünsüz seslerin sınırları genişler. Birçok çocukta jargon ortaya çıkar. Bu, dile çok benzeyen bir ses çıkarma tipidir. Çünkü, buradaki ses ve tonlama, dile oldukça benzer. Başka bir odadan dinlenirken bebeğin gerçekten konuştuğu düşünülebilir. Çünkü, bu ses dizileri cümlenin ses özelliklerini taşır.
V. Dönem gerçek diş üretimine geçişi işaret eder. Bu yaş, anne-babaların, ilk sözcüklerin çıkarıldığını saptadıkları yaştır. Bunlar bazen jargon konuşması içerisinde duyulur. Sözcükler bazen net olarak çıkarılır; fakat daha sonra günlerce ya da haftalarca duyulmaz. Bazı çocuklar, tutarlı bir anlama gelen ve ünlü-ünsüz bileşimleri olan kalıp sözcükler kullanabilir. Örneğin, çocuklardan birisi, isteğini anlatmak için, sözcük yerine geçen na bileşimini kullanabilmektedir
Çocuğun Konuşmayı Öğrenmesine Yardımcı Olacak İpuçları
Çocukların konuşmayı öğrenmesi çok karmaşık bir süreçtir. Bu aşamada ailenin katkısı da çok önemlidir. Bu konuda bazı öneriler verilebilir:
• Çocuğunuza konuşmak için zaman ayırın. Onun yaptıkları ya da kendi yaptıklarınız hakkında sohbet edin.
• Onunla konuşurken sıranızı bekleyin; bir şey söyleyin ve size yanıt vermesine fırsat tanıyın.
• Günde en az bir saat, onunla yüz-yüze konuşmak için zaman ayırın.
• Odadaki TV, radyo, video, müzik ve bilgisayar oyunları gibi gereksiz seslerin olmadığı ortamda iletişimi deneyin.
• Az konuşmanın çocuğunuzun sizinle konuşmasını zorlaştıracağını unutmayın.
• Konuşurken çocuğunuza bakın ve size dikkat ettiğinden ve dinlediğinden emin olun.
• Çocuğun ifadesinde kullandığı yanlış sözcükleri, "yanlış kullandın" gibi uyarmalar yerine, doğru model olarak, kısa cümle içinde tekrar etmeniz uygun olacaktır.
• Dilin, iletişim için gerekli olduğunu ona hissettirin. İşaretle ya da nesnenin ismini söylemeye çalışarak, bir şey istediği zaman; örneğin "Süt mü istiyorsun?" gibi yönergelerle, ona hem uygun konuşma modeli olun hem de istediği nesneyi vererek kendisini ödüllendirin.
• Çocuğunuzun her sözcüğü söyleme çabasını övgü ile pekiştirin.



Dil ve Konuşma Problemleri
Ne Tipte Olabilir?
Dil gelişiminde neyin normal olabileceği konusunda, çocuktan çocuğa çok farklılıklar olabilir ve çok az çocuk şemamızdaki aşamaları gösterir.
Dil ve konuşma problemleri pek çok değişik biçimde ortaya çıkar ve çocuklar, bir ya da birkaç problemi eşzamanlı yaşayabilirler. Örneğin; hangi nedenle olursa olsun, gecikmiş problemi olan bir çocukta, aynı zamanda artikülasyon sorunu da kendini gösterecektir. Aşağıda çocuklarda en sık görülen dil ve konuşma problemleri belirtilmiştir:
• Dili anlamaya ilişkin problemler
• Dili ifade etmeye ilişkin problemler
• Uygun iletişim kurabilme yeteneğinde ilişkin problemler (edimbilim)
• Nörojenik kökenli problemler (yapısal)
• Artikülasyon / Fonolojik problem
• Akıcılık problemi
• Ses bozukluğu.
Aile Ne Zaman Yardım İstemelidir?
Ne zaman yardım isteyeceğiniz konusunda belirgin bir kural yoktur. Eğer endişeleniyorsanız doktorunuzla konuşmanız gerekecektir.
Endişe nedeni şunlar olabilir:
• Çocuğunuz seslere tepki vermiyorsa.
• Siz ve ailenin diğer üyeleri, çocuğunuzun ne söylediğini anlamıyorsanız.
• Ailenin öyküsünde, bir dil ve konuşma gecikmesi varsa.
• Çocuğunuzun dil gelişiminin ve konuşmasının, aynı yaştaki çocuklara göre belirgin olarak geride olduğunu düşünüyorsanız.
Gecikmiş Konuşmanın Nedenleri
Gecikmiş konuşmaya; disartri, serebral palsy ve diğer nörojenik bozukluklar gibi nörolojik Down sendromu gibi genetik bir problem neden olabilir. Bilinen bir nedene bağlı olmayan gecikmiş konuşma, artikülasyon ya da akıcılık problemleri de olabilmektedir. Bunların yanında, işitme problemleri de gecikmiş konuşmaya neden olabilmektedir. Birçok çocuk, orta kulak iltihabına ilişkin sorunlar yaşayabilir. Ayrıca, çocuğunuz sürekli orta kulak enfeksiyonu çekiyorsa, duymasında ciddi sorunlar ortaya çıkabilir. Bu da, konuşma çabasını olumsuz yönde etkileyecektir.
Bu türden belirtilerin olması durumunda, öncelikle bir pediatristin çocuğunuzu görmesi ve gerekirse KBB ve odyoloji muayenesi yapılmalıdır. Doktorunuz, çocuğunuza yardım edilmesi gerektiğini düşünüyorsa, genel gelişimiyle spesifik dil ve konuşma özelliklerinin değerlendirilebileceği, varsa üniversitelerin dil ve konuşma bozuklukları birimlerine, yoksa çocuk gelişimi, çocuk ruh sağlığı ya da özel eğitim gibi birimlerine ve özel merkezlere ulaşabilirsiniz. Çok gereksinim duyulmasına karşın, ülkemizde konuşma tedavisiyle ilgilenen kişi sayısı sınırlıdır. Bu kişilere ulaştıktan sonraki aşama, çocuğunuz ve danışmanlık aldığınız kişi ya da birim arasında, düzenli bir terapi programı yapmak olacaktır. Terapinin süresi ve başarısı, problemin tipine ve yanında eşlik eden diğer gelişimsel-yapısal sorunlara göre değişiklik gösterecektir.

Çocuğun Konuşmaya Başlaması Nelere Bağlı?

Bir çocuğun konuşmaya başlamasının pek çok etkene bağlı olduğunu söyleyen Klinik Psikolog Çiğdem Çalkılıç, sözlerine şöyle başlıyor: “Dil gelişimini hem alt yapıya ait faktörlerin (genetik belirleyiciler, her açıdan fiziksel sağlık, gelişim, vb.) hem de aileviçevresel şartların (annenin sağlığı, anne-çocuk ilişkisinin durumu, anne-baba ilişkisi ve çocuğa karşı tavır-tutumlar) birbirini tamamlayan ilişkisine bağlıdır. Bunlardan bazılarında meydana gelebilecek aksamalar dil gelişimini etkileyebilir. Bu etkenleri sağlıklı bir gidişat içerisinde olduğunu varsayarak 5-6 haftalıktan itibaren dikkati dış dünyaya dönen bebeğin, sosyal gülümseme dediğimiz gülümsemeye başladığını ve bunu yanında sesli ifadelerin geliştiğini görürüz.
Konuşmaya başlamadan önce bebek epeyce hazırlık yapar.bebeklerde cıvıldama, annenin sesine yanıt verir gibi yapma, ses taklitleri dil gelişiminin önemli bir parçasıdır. İlk bebeklikte annenin bu iletişime ve ilişki kurmaya açık olması faydalıdır. Bebeği benimsemek, hazırlıklı olmak, çevreden destek görmek de anne-bebek ilişkisini olumlu yönde etkileyecektir.(Bebeğimiz ve Biz Kasım 2001; syf 37)

Dil Gelişimini Etkileyen Faktörler

Sağlık ; şiddetli ve uzun hastalıklar, çocuğun konuşmasını geciktirebilir. Hastalık nedeniyle başkalarıyla haberleşmesinin kısıtlanması da konuşmasını geciktirir.(Yavuzer,1993;S93)

Zeka ; 2 yaşına kadar çocuğun çıkardığı seslerle zekanın ilişkisinin olmamasına karşın, 2 yaşından sonra dil gelişimiyle IQ arasında sıkı bir ilişki olduğu görüşü ağır basmaktadır. (Yavuzer,1993;S93)

Sosyo-Ekonomik Koşullar ; dil gelişimindeki değişiklikler, sözcük dagarcığının sınırı, dilin doğru kullanılışı ve ifade etme becerisi çocuk büyüdükçe gelişir. Sosyo-ekonomik durumu iyi ailelerin çocukları ergen ve düzgün konuşur. (Yavuzer,1993;S93)

Cinsiyet ; konuşma konusunda erkek çocuklar kızların gerisinde kalırlar. Mc Carthy’e göre ilk yıllarda cinsiyet farkı yoktur ve çocuklar annelerini örnek alarak hecelerler. Ancak bir süre sonra kızlar anneyi, erkekler babayı örnek alır. (Yavuzer,1993;S93)

Aile İlişkileri ; bakımevlerinde büyüyen çocuklar aile içinde büyüyen çocuklara oranla daha çok ağlarlar ifakat daha az hecelerler. Aile bireyleri (özellikle anne) ile çocuk arasındaki sağlıklı ilişkiler dil gelişimini oldukça etkiler. Ailede tek olan çocuk daha çok ve düzgün konuşur. Çünkü tek çocuk annenin ilgi merkezidir. (Yavuzer,1993;S93)

Çocuğun Konuşma Gelişimini Hızlandırmak İçin...

1. Çocuğa sevgi ve huzur dolu bir aile ortamı hazırlayın.
2. Çocuk ile ilgilenin ve ona sevildiğini hissettirin.
3. Çocuğun bedensel ihtiyaçlarına (yemek, uyku, koruma vb.) cevap verin.
4. Çocuk ile yaşı ne olursa olsun sık sık konuşmaya çalışın.
5. Yaşına uygun şekilde onun ile oyun oynayın.
6. Çocuk ile vakit geçirin.
7. Dengeli ve çeşitli beslenmesini sağlayın.
8. Kendi haline kalmasına izin verin.
9. Mümkün olduğunca yaşıtlarıyla oyun oynamasını sağlayın.
10. Çocuğun başka insanlarla da iletişim kurmasını sağlayın.
11. Çocuğunuza hikaye, masal anlatın, ninni söyleyin.
12. Size gönderdiği konuşma ve ses mesajlarına cevap verin.
13. Bir nesneyi eline aldığında, onunla ilgili bir şeyler anlatın.
14. Televizyon karşısında çok uzun süre karmasını engelleyin (0-4 yaş)
15. Onunla konuşurken ses tonunu iyi ayarlayın.
16. İşaretle anlattığı isteklerini onunla konuşarak yönlendirin, isteklerini anlatmasını sağlayın
17. Fikirlerine değer verin, onunla sık sık dertleşin (yaşına uygun olarak)
18. Kendine güvenini artırın.
19. Sık sık sosyal ortamlarda bulunmasını sağlayın.
20. Kalabalık içinde onun konuşmasını teşvik edin.
21. Yaşına uygun bir eğitim almasını sağlayın.
22. Gün içinde belli bir zaman ayırarak onunla resimler üzerinde bol bol konuşun.
23. Yaşına uygun olarak hikaye, masal anlatmasını isteyin.
24. Konuşma zorlukları gördüğünüzde, onun dikkatini konuşmada zorlandığı noktalara
çekmeyin.
(Bebeğimiz ve Biz Kasım 2001; syf 38)

KAYNAKLAR
• Yavuzer, H. (2001). Çocuk Psikolojisi. İstanbul : Remzi Kitabevi
• Yavuzer, H. (1993). Çocuk Psikolojisi. İstanbul : Remzi Kitabevi
• Bacanlı, H. (1999). Eğitim Psikolojisi; Gelişim ve Öğrenme. Ankara : Nobel Yayın Dağıtım LTD. ŞT.
• Bebeğimiz Ve Biz dergisi; Kasım 2001, Sayı 68
• Yavuzer,Haluk. Çocuk Pisikolojisi,Remzi Kitapevi,1996,İstanbul.ss.68-69

2/2/2009 | Kategori: kpss | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Erikson'un Psikososyal Gelişim Kuramı

ERİKSON VE PSİKOSOSYAL GELİŞİM
İnsan gelişimini dönemler halinde inceleyen kuramlardan biri de, psikososyal gelişimi konu edinen ve Erik. H. Erikson tarafından geliştirilen kuramdır. Erikson önceleri klasik Psikoanalitik kuramı benimsemiş, fakat daha sonra psikanalizin eksik yanlarını görerek kendi kuramını geliştirmiştir; kuramını geliştirirken psikanalizden de yararlanmıştır.
Psikoanalitik yaklaşımdan farklı olarak, çocukluk dönemlerinin yanı sıra ergenlik, yetişkinlik ve yaşlılık dönemlerine de yer vermiştir. Bunun yanı sıra, insan gelişiminde kültürel, sosyal ve çevresel etkenlerin önemini vurgulamıştır. Erikson’a göre uygun çevresel şartlar ortaya çıktığında daha önceki yaşantılara bağlı olmaksızın sağlıklı dönemler geçirile bilir.
Erikson’un kuramının dayandığı temel düşünceler şunlardır:
• Genel olarak insanların temel ihtiyaçları aynıdır.
• Benlik ya da egonun gelişimini temel ihtiyaçların karşılanmasıyla oluşmaktadır.
• Gelişim dönemler halinde meydana gelir.
• Her dönem gelişim için fırsatlar sağlayan bir krizle veya pisikososyal problemle nitelenir.
• Farklı dönemler bireyin güdülenmesinde farklılıklar oluşturur.
Erikson’un pisikososyal gelişim kuramı çok yaygın kabul görmesine karşın, bazı eleştiriler de almıştır; öne sürdüğü görüşler genellikle kontrollü araştırmalara dayanmayan kişisel ve öznel yorumlardır. B kuram ile ilgili olarak yapılan bir diğer eleşride çocukların bir dönemden diğerine nasıl geçtiklerinin yeterince açıklanmadığı konusundadır. ( Biehler ve Snowman, 1986 )
Erikson’a göre dönemler şunlardır:
0-6 Yaş Arası Psikososyal Gelişim
Erikson 0-6 yaşları arasında üç döneme yer vermektedir;
a. ) Temel güvene karşı Güvensizlik ( 0 ile 1.5 yaş )
b. ) Özerkliğe karşı Şüphe ve Utanç (1.5 ile 3 yaş )
c. ) Girişkenliğe karşı Suçluluk ( 3 ile 6 yaş )
( Selçuk, 1996; ss 46. 47. 48. )
Birinci dönem:
TEMEL GÜVENE KARŞI GÜVENSİZLİK ( 0- 18 AY)
İlk dönem, doğumdan bir buçuk yaşına kadar süren bir dönemi kapsar. Freud’un önerdiği gelişim dönemlerinden oral döneme denk düşer. Bu dönem de haz bölgesi ağızdır. Belli başlı davranış biçimi olarak emme, ya da içine alma gösterile bilir. Bebek bu dönem de etrafındaki uyarıcıları içine alma gösterilebilir. Bebek bu dönem de etrafındaki uyarıcıları içine almaya çalışır. Bunu hem emme biçiminde, hem de diğer duyu organlarıyla yapmaya çalışır. Örneğin gözleriyle etrafında gördüklerini içine almaya çalışır. Bu dönemin ikinci kısmın da diş çıkarma ile birlikte ısırma davranışı görülmeye başlar.
Bu dönem uygun şekilde geçirilmediği takdirde, ağızla ve içe almayla ilgili bir takım davranışlar sıklıkla görülebilir: Sigara içme gibi
( Bacanlı, 1998; s 70. )
Erikson’a göre bebekler anne ya da bakıcılarının davranışlarında güvenilebilirlik sezdikleri zaman onlara karşı temel bir güven duygusu geliştirirler. Örneğin, bebek ağladığı, acıktığı ve altını ıslattığında hemen rahatsızlığı gideriliyorsa, annesine ve yahut kendisine bakan kişiyi yanında bulmazsa ona karşı bir güvensizlik duygusu geliştirir. Eğer bir çocuk annesi yanından ayrıldığında gereksiz bir korkuya kapılmaksızın sakin bir vaziyette durabiliyorsa, bu onun annesine karşı temel güven duygusu geliştirdiğinin bir göstergesidir. Aksi halde, bebek ihtiyacı olmasa bile annesi yanından ayrılır ayrılmaz ağlamaya başlar. Bura da “sana güvenmiyorum, beni bırakıp gideceksin, daha önce de böyle yapmıştın” mesajı vardır.
Temel güven duygusundan yoksun yetişmiş olan çocuklar, ileriki hayatlarında sosyal ilişki kurmaktan çekinen kendine güvensiz kişiler olabilirler. Ancak, kişi daha sonraki dönemlerde bu eksikliğini telafi edebilirse sağlıklı sosyal ilişkiler kurabilen ve kendine güvenen bir insanda olabilir. Bu Erikson’un antidetarminist yaklaşımının bir sonucudur.
( Selçuk,1996; ss 48. 49. )
İkinci dönem:
ÖZERKLİĞE KARŞI ŞÜPHE VE UTANÇ (18 AY 3 YAŞ )
İkinci dönem bir buçuk yaşında başlayıp üç yaş civarında biten ve Freud’un anal dönemine karşılık gelir. Anal dönem haz ve ilginin dışkılama ve bırakma davranışlarını yoğun bir şekilde kullanır. Bu dönemde haz kaynağı dışkı bölgesi ve ilgili bu iki davranış biçimidir. Erikson bu davranış biçimini tutma ve fırlatma olarak geniş anlamda eli almaktadır. Bu dönem tuvalet eğitiminin ağır bastığı dönemdir.
( Bacanlı, 1998 ; s 71 )
Bu dönemde yetişkinlerin çocuklar üzerinde baskı kurdukları bir konu da tuvalet eğitimidir. Erikson bundan “tuvalet eğitimi savaşları şeklinde söz etmektedir: Tuvalet eğitiminde cezalandırıcı ve utandırmaya yönelik bir tutum izleyen ana babalar, çocuğun utanma ve şüphe duygularına yöneltmektedir. Aşırıcı koruyucu, kısıtlayıcı ve cezalandırıcı ana baba tutumu da özerkliği engelleyen etkenler arasındadır.
( Selçuk,1996; s 50. )
Aynı zamanda bu dönem inatçılık dönemidir. Bu dönemde çocuklar inatla bir şeyi ellerine alır, inatla onu savunur ve korur veya istemedikleri şeyleri de ve inatla fırlatır, atarlar. İstemedikleri şeyi tutturmak da istedikleri şeyi ellerinden almak da zor olur. Çocuklar genellikle bu iki davranışı birbirlerinden ayırmazlar. Yani çocuk hem alır hem atar. Şimdi aldığı bir şeyi hemen de atabilir.
( Bacanlı, 1998 ; s 71 )
Üçüncü dönem:
GİRİŞKENLİĞE KARŞI SUÇLULUK (3-6 YAŞ )
Üçüncü dönem üç ile altı yaş arasını kapsar. Freud’a göre fallik dönemdir. Fallus erkek cinsel organı anlamına gelir. Dolayısıyla, bu dönemde kişinin dikkati, ilgisi ve haz duygusu cinsel organlarına yönelmiştir. Freud, kuramını bu dönemde yaşandığını düşündüğü Oedipus kompleksi üzerine kurmuştur. Oedipus kompleksi, erkek çocuğun annesine karşı (cinsel) bir istek duyması ve babasını rakip olarak algılaması demektir.
( Bacanlı, 1998 ; s 71 )
Girişkenliğe karşı suçluluk dönemindeki çocuk kendisinin ve aile üyelerinin rollerini daha açık bir şekilde kavramaya başlar. Çevresindeki bireylerle yakın ilişkiler kurar ihtiyaçlarını karşılarken daha aktif ve saldırgandır. Cinsiyet organları konusunda bazı meraklarını gidermek çabasındadırlar.
Üç ile altı yaşlarındaki çocuklar motor becerileri geliştiği için sosyal ilişkilere daha fazla katılırlar. Bunun yanı sıra merak ve araştırma duygularını tatmin etmek için çeşitli faaliyetlerde bulunurlar. Bu faaliyetlerde başarısız olurlarsa suçluluk duygusu geliştire bilirler. Çocuğun yaptığı işlerin yetişkinler tarafından engellenmesi, ana babanın yanlış eğitim yöntemleri kullanması da suçluluk duygusuna yönelten etkenler arasındadır.
( Selçuk,1996; s 50. )

6-12 Yaş Arası Psikososyal Gelişim
Dördüncü dönem:
ÇALIŞKANLIĞA KARŞI AŞAĞILIK DUYGUSU (6-12 yaş)
Dördüncü dönem Freud, kuramını cinsellik ve özelde çocuk cinselliği üzerine kurduğu için, bu dönemi de cinsellik açısından yorumlamaktadır. Bu dönemde cinsellik örtülür. Bu yüzden Freud bu döneme örtülü (latent) dönem adını vermiştir. Hakikaten, çocuk bu dönem de cinsel meraklarını ansızın unutur, hatta karşı cinsi düşman cins ilan eder. Çocuklar bu dönemde kendi cinleri ile bir araya gelir ve oynarlar.
Erikson bu dönemi çalışkanlık duygusunun edinildiği dönem olarak tanımlamıştır. Bu dönem okuma, yazma, hesap gibi temel konuların öğrenildiği dönemdir. Çocuk bu bilgileri edinirken kendi ile aynı yaşlarda olan diğer çocuklarla kendini karşılaştırır ve kendisinin çalışkan olup olmadığına karar verir. Her ne kadar genel olarak çocuğun bu şekilde başkaları ile karşılaştırılmaları tavsiye edilmez ise de gerek öğretmen, gerek ana baba gerek tanıdıklar gerekse çocuğun kendisi onu başkaları ile karşılaştırır. Eğitimciler çocuğun başkaları ile değil, kendi başarıları ile değerlendirilmesi ve karşılaştırılması ve çocuğun yanlışlarının değil, doğrularının üzerinde durulması gerektiğini söylerler. Ayrıca herkesin iyi yaptığı iş vardır, önemi olan bu işin bulunmasıdır. O zaman çocuğun aşağılık duygusu edinmemesi sağlanabilir.
( Bacanlı, 1998 ; s 72 )
12-18 Yaş Arası Psikososyal Gelişim
Beşinci dönem:
KİMLİK KAZANMAYA KARŞI ROL KARIŞIKLIĞI ( 12-18 YAŞ )
Kimlik kazanmaya karşı rol karmaşası dönemi on iki on sekiz yaş arasını kapsar. Ergenlik dönemi sırasında “ben kimim ? “ sorusu çok önemli hale gelir. Ergen, bu soruyu cevaplarken ana babasından çok, akran gruplarından etkilenir. Hızlı bir fizyolojik ve fiziksel değişme içindeyken aynı zamanda gelecekteki eğitimi, kariyeri hakkında yeni kararlar verme baskısı, daha önce oluşturduğu psiko-sosyal kimliğini gözden geçirmeye zorlar. Ergenlik dönemi değişme zamanıdır.
Ergen, bu dönemde arayış içindedir ve akran gruplarına körü körüne güvenir. Bu nedenle ergen, akran grupları istediği için antisosyal davranışlar gösterebilir.
Ergenin cevap bulması gereken birçok soru vardır. Bunlardan bazıları, “çocuk mu, yoksa yetişkin miyim ? “ “bir gün anne yada baba olacak mıyım, başarılı mı, yoksa başarısız mı olacağım ? “ vb. Bütün bu soruları ve duyguları açıklığa kavuşturmada, çözümlemede öğretmen ve ana babalar,ergene yardım edebilirler. Öğretmen ve ana babalar, ergene bir yetişkin olarak davranmalı ; onunla sevgi ve saygı temeline dayalı bir dostluk kurmalıdırlar. Ergenin sağlıklı bir şekilde kimliğini kazanmasında, çevresinde uygun özdeşimler kurabileceği (model alabileceği ) yetişkinlerin bulunması önem taşımaktadır.
Erikson’a göre bu dönemde ergen başarılı bir şekilde kimlik kazanma sorununu çözerse, kendine güvenen, kendinden emin bir kişi olarak yaşamını sürdüre bilir ve başarılı olur. Aksi durumda ise rol karmaşası, yaşamın gelecek dönemlerinde de bu kriz çözümleninceğe kadar sürecektir. Örneğin; ne yapmak istediğine karar veremeyen, bir işten öbürüne atlayıp bocalayan, çocuk gibi davranan yetişkinler, henüz kimlik kazanma krizini çözümleyememiş kişilerdir.
( Senemoğlu, 2000 ; s 84 )
Altıncı dönem:
YAKINLIĞA KARŞI YALNIZLIK
Ergenlik dönemindeki kimlik kazanma çabaları bu dönemde büyük ölçüde ortadan kalmaktadır. Genç, artık çevresindeki insanlarla yakın ilişkiler kurmaya ve sorumluluk almaya hazırdır. Bu dönemde dostluk sevgi ve cinsiyet ilişkileri önem kazanmaktadır. Birey bu ilişkileri içinde bulunduğu toplumun kuralları çerçevesinde yürütmeye çalışmaktadır. Çünkü artık daha gerçekçi olmaya başlamış ve toplumla arasındaki çatışmaya bir son vermiştir. Kurulan dostluklar ve arkadaşlıklar daha gerçekçi temellere oturtulur ve yapılan işlerde bir süreklilik görülür. Duygusal yapıdaki oynaklık yerini bir sükunete bırakır.
Bu dönemde karşılaşılan meselelerden biri de eş seçimidir. Birey ergenlik dönemindeki karşı cins anlayışını bir kenara bırakarak, gerçek sevgiye ve paylaşmaya dayalı bir evlilik yapma isteğini taşır.
Bu dönemde dikkati çeken bir başka konu da meslek seçimidir. Kişi kendi yeteneklerine ve kişiliğine uygun bir meslek seçme arzusundadır.
Arkadaşlık kurma, evlilik ve meslek seçimi gibi konularda başarısız olan bireyler, yakın ilişkiler kurmadıkları için yalnızlığa düşer ve kendilerini mutsuz hissederler. Çevrelerindeki insanlarla kurdukları ilişkiler yalın ve yüzeyseldir.
( Selçuk,1996; ss 55. 56. )
Yedinci dönem:
ÜRETKENLİĞE KARŞI DURGUNLUK
Bu dönem, orta yetişkinlik yıllarını kapsar. Kişi önceki evreleri başarılı olarak atlatmışsa bu dönemde üretken, verimli ve yaratıcıdır. Çocukları yoluyla neslini devam ettirmek önem taşır. Kişi evi dışında da topluma yararlı işler yapabileceği, kendinden sonraki kuşaklara rehberlik edebildiği sürece üretkendir. Bunlardan mahrum olan bireyler üretkenliğin aksine bir işe yaramama duygusuna kapılabilir ve durgunluk dönemine girebilirler. Sahte, köksüz ilişkiler kurar kendi doyumunu ve çıkarını öncelikle gözetirler. (Erikson,1980,s.103)
Bu dönemdeki krizi, bireyin olumlu bir şekilde atlatmasında evini, işini paylaştığı kişilerle, yani çevresinde yoğun etkileşimde bulunduğu bireylere önemli roller düşmektedir. Bireye, işe yaradığı, toplum için, başkaları için gerekli olduğu duygusu yaşatılmalıdır. Ev ve ev dışındaki çalışmaları ödüllendirilmelidir.
( Senemoğlu, 2000 ; s 85 )
Sekizinci dönem:
BENLİK BÜTÜNLÜĞÜNE KARŞI UMUTSUZLUK
Bu dönem, insan hayatının yaşlılık dönemini kapsar. Hayatının bu son döneminde birey önceki dönemlerde yaptıklarının bir muhasebesini yapar ve bir senteze ulaşmaya çalışır. Bu amaçla anlamlı ve değerli bir hayat geçirip geçirmedikleri konusunda öz eleştiri yaparlar.
Bilhassa bir önceki dönemde üretken olmuş insanlar bu dönemi daha rahat geçirebilir. Böyle kişiler geçmişte yaptıkları iyi ve kötü şeyleri kullanabilir ve bütünlüğe ulaşabilir ve kendilerini kabul ettikleri ve başkalarından da kabul gördükleri için mutludurlar.
Buna karşılık üretken olamamış kimliğini bulamamış kişiler hayatlarını boşa geçirdiklerini düşünerek umutsuzluğa düşerler. Umutsuzluk içindeki bir yaşlı ölümden korkar, uyumsuz bir insan olur ve “keşke geçmişte şöyle yapmasaydım” düşüncesi ağırlık kazanır. Bireyler bu dönemde daha dindarlaşır, hacca gider, dini etkinliklere daha sık katılmaya başlarlar.
( Selçuk,1996; ss 55. 56. )


KAYNAKLAR
(SENEMOĞLU,PROF.DR.SENEM,GELİŞİM,ÖĞRENME VE ÖĞRETİM,ÖZSEN MATBAA LMT,1999,ANKARA)
(SELÇUK,DOÇ.DR. ZİYA,EĞİTİM PSİKOLOJİSİ,ŞAFAK MATBAA,1996,ANKARA)
(BACANLI,HASAN,GELİŞİM VE ÖĞRENME,NOBEL DAĞITIM,1998,ANKARA)
 

2/2/2009 | Kategori: kpss | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

<Önceki Yazılar |

SİTEM TAMAMEN HİZMET AMAÇLIDIR. ÜCRETLİ BİR SİTE DEĞİLDİR...