İlk Çocukluk Döneminde Duygusal Gelişim

İLK ÇOCUKLUKTA DUYGUSAL GELİŞİM
Dışarıdan, iç dünyamıza etki eden veya içimizden gelen duyguların bize hoş gelip gelmemesi halidir. İnsan çevresiyle etkileşim halinde iken az ya da çok elem veya haz içindedir. Çocukların temel gereksinimlerinin karşılanmaması onlarda çeşitli duyguların doğmasına neden olur. Gereksinimleri karşılanmış çocuk mutludur. Duygusal tepkiler öğrenme ve olgunlaşmayla birlikte farklılaşır. Saldırıya yönelten duyguların gelişimi, bebeğin doğumuyla ile başlar.
DUYGUSAL GELİŞİMLE İLGİLİ KAVRAMLAR
Duygu: Bir şeyin iç dünyamızda uyandırdığı izlenimdir.
Heyecan: Olumlu yada olumsuz çoğunlukla yoğun duyulan ve organizmada gerginlik yaratan duygulardır.
Refleks: Çocuğun dünya ile tanıştığından itibaren kendisine yardımcı olan etmenlerden biridir.
Haz ve Elem: Karşılaşılan durumlar ne derece ihtiyaçları karşılarsa o ölçüde mutluluk ve rahatlık verir. Buna haz denir. İnsanlar, duyguları tatmin edilmediği zaman gerginlik ve mutsuzluk duyarlar. Buna da elem denir.
BAZI TİPİK HEYECAN ÇEŞİTLERİ
Korku
Bir tehlike karşısında ya da bir tehlikeyi düşünürken duyulan kaygı. Korkular, yaşla paralel olarak artmaktadır. Korkuyu oluşturan bütün uyarımlardaki ortak özellik, ani ve birdenbire oluş, bunun sonunda da çocuğun yeni duruma uyum göstermemesidir.
Bir çocuğun ne zaman ve neden korkacağını saptamak oldukça zordur. Korkunun
oluşumu, çevredeki koşullara, uyarının veriliş biçimine, geçmiş yaşantılarla, o andaki fizyolojik ve psikolojik duruma bağlıdır.
Korku durumundaki tepkiler, o objeden uzaklaşma isteği, ağlama, nefes tutma gibi farklı davranış biçimleri şeklinde görülür. Üç yaşından sonra heyecanların giderek kontrol altına alındığı dikkati çeker.
Çocuğun Korkularını Etkileyen Başlıca Faktörler:
1) Zeka
2) Cinsiyet
3) Sosyo-ekonomik Statü
4) Sosyal İlişkiler
5) Fizyolojik Koşullar
6) Kişilik Yapısı
Bu dönemde en sık rastlanan korkular arasında, hırsız, hayali yaratıklar, köpek, karanlık, motor gürültüsü, şimşek, ani ses ve yalnız kalma sayılabilir. 6-12 yaşlarından itibaren bu karakteristik korkuların giderek azaldığı, bunların yerlerini bedensel yaralanma, okulla ilişkili olaylar ve sosyal ilişkileri içeren korku türlerinin aldığı görülür.
Çeşitli araştırmalar, genellikle korkuların 6 yaşından 12 yaşına kadar giderek azaldığını göstermektedir.
Çocuğun başından geçen olumsuz bir olay ya da deneyim, onda bazı korkuların oluşmasına yol açabilir. Örneğin, hastaneye ilişkin hoş olmayan bir deneyim geçiren çocuk, hemşire ve doktordan korkabilir. 2-3 yaşlarında çoğunlukla çocukların korkulu rüya görerek uyandıkları görülür.
Tehdit ederek çocuğu yönlendirmeye çalışmak korkuya neden olan bir başka etkendir. “Baban geldiği zaman yaptıklarını anlatacağım!” ya da “Bir daha aynı şeyi yaparsan seni doktora götürüp iğne yaptıracağım!” şeklindeki ilkel tehditler yıllar boyu sürebilecek birtakım korkuların yerleşmesine neden olabilir. Hayal gücü geniş olan çocuklarda bazı masallara bağlı olarak birtakım korkular yer edebilir.
İleri düzeyde yerleşmiş korkular, başarılı bir eğitim yöntemi, çocuğa verilecek sevgi, güven ve kendine güvenme duygusuyla giderilebilir. Korkan çocuk, korkuları nedeniyle eleştirilmemeli, alay konusu yapılmamalıdır. Korkular gerçekçi bir yaklaşımla olduğu gibi kabul edilmelidir. Çocuğu korku duyduğu obje ile karşı karşıya getirmeye çalışmak da hatalı bir yöntemdir. Onun korktuğu objeden uzaklaşmasına izin verilmeli ve ona güven duygusu aşılanmalıdır.
Kıskançlık
Kızgınlık sonucu oluşan, insanlara yönelik bir içerleme tutumu olarak tanımlanabilir. Kıskançlığın nedeni ve ifade biçimi büyük ölçüde psiko-sosyal etkileşim ortamıyla çocuğa yöneltilen uyarımlara bağlıdır.
Kıskançlığı oluşturan ortam çoğu kez toplumsal kaynaklı olup özellikle çözüm sevdiği kişileri içerir. Kıskançlık, beklenen ilgi, sevgi ve şefkat eksikliğine karşı verilen doğal bir yanıttır. Bireyin sakladığı kızma duygusu, gücenme olarak da tanımlanabilir.
İlk çocuklukta kıskançlık, ana babayı yada ona bakan bireyleri içerir, çünkü çocuk, ilgi ve şefkate şiddetle arzular, sık sık kendini diğer bir çocukla kıyaslanma içinde bulur. Küçük çocuklarda kıskançlık ise, genellikle 2-5 yaşları arasında eve yani gelen bir kardeşin gelmesinden kaynaklanan çok genel bir duygusal bir deneyimdir. Küçük kardeşe duyulan kıskançlık, çocukların yaşamında en yaygın kıskançlık örneğidir. Kardeşine vurma, ısırma, sık rastlanan davranışlar arasındadır.
Kıskançlık nedeniyle, çocukta görülebilecek alt ıslatma, tırnak yeme, parmak emme gibi gerileme belirtileri, onun ruh sağlığını büyük ölçüde etkiler. Bu nedenle anne ve babanın daha kardeş dünyaya gelmeden çocuklarını bu konuda hazırlamaları, doğum sonrası bebeğin bazı işlerini (beslenme, temizlik, giyim gibi) , kontrollü bir şekilde çocuğa yaptırmaları en uygun çözümdür.

Öfke
Engelleyici nesne ve durumlar, bireyde öfke yaratır. Öfke faal bir üzüntü halidir. Daha çok çocukların istekleri ve ihtiyaçlarının karşılanmaması durumunda beliren duygusal bir ifadedir. Öfke tepkileri ilk çocukluk döneminde kısa sürer. Yapılan incelemelere göre ilk sekiz yıl içinde bu tepkilerin süresi beş dakikayı geçmez. Öfkeden hemen sonra çocuğun neşeli bir havaya girdiği görülür.
Anksiyete (Anxiety:Endişe)
Sorunun ne olduğunu bilmeksizin duyulan belirsiz bir korku olarak tanımlanabilen anksiyete, erişkin ve çocuklarda çeşitli biçimlerde görülen gerginlik, sinirlilik, kısaca hoş olmayan bir duygusal durumdur. Çocukta saldırganlık, cinsel yada bağımsızlık dürtülerini yeterince ifade edememenin sıkıntısıyla anksiyete görülebilir. Yeni doğan bir kardeş de bu endişe haline neden olabilir.
Çok sıkılıkla anksiyete bazı olumsuz ortamlar ve beklentiler sonucu oluşur. Örneğin, yeterince anne baba sevgisi olmadığını ya da kötü bir hareketin cezalandırılacağını düşünmek veya terk edilerek yalnız bırakılmak gibi.
Annesinin kendisini unutacağı düşüncesiyle yuvada uyumak istemeyen çocukla , istemediği sınıf içi faaliyetlerinde mide bulantısı gibi psiko-somatik belirtiler gösteren çocuğun sorunu birer endişe ürünüdür.
SAVUNMA MEKANİZMALARI
Her birey kendisini rahatsız eden kaygı durumundan kurtulmak üzere birtakım girişimlerde bulunur. Buna genel olarak, “savunma” adı verilir. Bu savunma şekilleri, kaçmak, gözden kaybolmak, uyumak şeklinde olduğu gibi, başka birinin hareketlerini inkara kalkmak ya da psikolojik bastırmaya (repression) baş vurmak biçiminde de olabilir. Savunma, genellikle anksiyetenin etkisini azaltmak üzere öğrenilmiş tepki biçimi olarak tanımlanabilir. Okul öncesi çocuğun anksiyeteye karşı geliştirdiği başlıca savunma mekanizmaları “içe çekilme, bastırma, inkar, gerileme ve yansıtmadır.”
İçe Çekilme (Withdrawal) Davranışı:
Okul öncesi dönemindeki çocuk genellikle korkutulduğu ortamlarda sık sık bu savunma yolunu seçer. Yabancı biri odaya girdiğinde çocuk ondan gözlerini kaçırır, odadan kaçar, yabancı bir grup çocuk kendisiyle oynamak istediğinde onları reddeder. Bunun sonucu olarak da bu tür sorunlar, bireyi uyumsuzluğa götürebilir.
Gerileme (Regression):
Bir ruhsal çatışma, önüne geçilemeyecek ve bireyin uyumunu tümüyle bozacak bir düzeye ulaşırsa, birey kolaylıkla uyum gösterebileceği ilkel davranış örneklerine dönebilir. Gerileme (regression) daha önceki gelişim yüzünü karakteristik bir tepkisidir. Parmak emme ya da alt ıslatma örnekleri, bir süre önce bu tür davranışları sona eren çocuklar için birer regressive davranış belirtileridir.
Yeni bir kardeşin doğumu ile cıvıldayan, emekleyen, parmak emip, tırnak yemeye başlayan çocuk, bu tür bebekleşme hareketleriyle kaybettiği ilgiyi kazanma savaşımına girer.
İnkar (Denial):
Duygusal çatışmalar ve buna bağlı sıkıntı halini hafifletmek için bu çatışmanın temel öğesini unutma, yok sayma durumuna, yani inkar etmeye baş vurulur.
İnkar, anksiyetenin çoğaldığı durumlarda görülür. Örneğin, kendisini açık bir şekilde ihmal eden annesinin düşmanca tavrını, çocuk inkar edebilir ve onun çok nazik ve kendisini seven bir kişi olduğunu savunabilir. Aileleri tarafından ihmal edilen bazı çocuklar da bu kimselerin anne ve babaları olduklarını inkar edebilirler; kendilerinin evlatlık olduğunu, gerçek anne babalarının ise kendilerini çok sevdiklerini öne sürebilirler.

Bastırma (Repression):
Bilincin kabul edemeyeceği birtakım arzuların bilinçaltına itilmesi olayı, bastırma biçiminde bir savunma mekanizmasıdır. İtilen bu arzular orada bir kompleks (karmaşa) halinde saklanacak ve her fırsatta çeşitli şekillerle bilince çıkmaya çalışacaktır.
Başka bir deyişle bastırma, herhangi bir şey hakkında düşünmeyi reddetmektir.
Yansıtma (Projection):
Bir bireyin istenmeyen herhangi bir düşünce ya da eylemi, saldırgan arzu, nefret veya suçluluk gibi bilinçaltı duygularını, bir başkasına yansıtması durumudur.
Hırsızlık yapan bir çocuk, diğer bir çocuğu suçlarken, sadece eleştiriden kurtulmakla kalmaz, böylelikle suçunu da inkar etmiş olur.
Yansıtma (Projection) mekanizması kişiyi anksiyeteden iki biçimde koruyabilir.
1) Kişi, kendi eksikliklerini, yanlışlıklarının sorumluluğunu ya da suçunu başkalarına yükler;
2) Suçluluk duygularını uyandıracak nitelikte içsel tepkilerini, düşüncelerini ve isteklerini diğer insanlara mal eder.

ANKSİYETE(ENDİŞE);Anksiyete,bilinçli olarak kavranılan,sinirlilik,gerginlik ve korku duyguları şeklinde hoş olmayan bir emasyonel durum olarak tanımlanabilir.
Sorunun ne olduğunu bilmeksizin duyulan belirsiz bir korku olarak tanımlanabilen anksiyete,erişkin ve çocuklarda çeşitli şekillerde görülen bir ergenlik durumudur.Özellikle okul öncesi döneminde anksiyete ye neden olan etkenlere sık rastlanır.Çocuklukta saldırgan,cinsel veya bağımsız dürtüleri yeterince ifade edememenin sıkıntısıyla anksiyete görülebilir;ya da yeni doğan bir kardeş bu endişe
haline neden olabilir.
Annesinin kendisini unutacağı düşüncesiyle yuvada uyumak istemeyen çocukla,istemediği sınıf içi faaliyetlerinde mide bulantısı gibi psiko-somatik belirtiler
gösteren çocuğun sorunu birer anksiyete örneğidir.
Çok sıklıkla anksiyete bazı beklenen ortamlarda oluşur. Örneğin;yeterince anne-baba sevgisi olmadığını ya da kötü bir hareketinin cezalandırılacağını düşünmek veya
terk edilerek yalnız bırakılmak gibi...Her birey kendini rahatsız eden bu marazi duygudan kurtulmak üzere birtakım girişimlerde bulunur. Buna genel olarak SAVUNMA adı verilir. Savunma,basitten karmaşığa kadar farklı davranışlar içerir. Bu
savunma şekilleri kaçmak,gözden kaybolmak,uyumak şeklinde olduğu gibi başka birinin hareketini inkara kalkmak ya da psikolojik bastırmaya(repression)başvurmak biçiminde de olabilir.
Savunma genellikle anksiyetenin etkinliğini azaltmak üzere öğrenilmiş tepki biçimi olarak tanımlanabilir. Ego ise tıpkı beden gibi bir korunma iç güdüsü ile kendisini çeşitli sıkıntı verici durumlardan, zararlı dış etkilerden koruma çabası içindedir(Prof.Dr. Haluk Yavuzer,Çocuk ve Suç,Altın Kitap Yayınevi,Bilimsel Sorunlar Dizisi:6 , 1.baskı :Mayıs-1982)


İLK ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE GÖRÜLEN BAŞLICA SAVUNMA MEKANİZMALARI

• KAPANMA(İÇE ÇEKİLME):Okul öncesi dönemde çocuk ,genellikle korkutulduğu ortamlarda sık sık bu savunma yolunu seçer. Yabancı biri odaya girdiğinde,çocuk ondan gözlerini kaçırır,odadan kaçar,yabancı bir grup çocuk kendisiyle oynamak istediğine onları reddeder. Bunun sonucunu olarakta bu tür savunma bireyi uyumsuzluğa götürebilir.
• GERİLEME(REGRESSİON):Bir ruhsal çatışma,önüne geçilmeyecek ve bireyin uyumunu tümüyle bozacak bir düzeye ulaşırsa birey kolaylıkla uyum göstererek ilkel davranış örneklerine dönebilir. Gerileme daha önceki gelişim yüzünün karakteristik bir tepkisidir. Parmak emme, alt ıslatma örnekleri bir süre önce bu davranışları sona eren çocuklar için birer regresive davranış belirtileridir. Regressionda çocuk,o andaki artmakta olan endişe hali nedeniyle kendi içine çekilme girişiminde bulunmaktadır. Yeni bir kardeşin doğumu çocukta bu tür regresive bir davranışın başlamasına neden olabilir. Cıvıldayarak bu tür bebekleşme hareketleriyle kaybettiği ilgiyi kazanma savaşımına girer.
• YADSIMA(DENİAL):Duygusal çatışmalar ve buna bağlı sıkıntı halini hafifletmek için bu çatışmanın temel öğesini unutma halidir. Eğer bir kişi tehlike ile baş edemez ya da ondan kaçınamazsa kullanılabilecek tek yol bu tehlikeyi yok saymaktır. ÖRNEK:Küçük bebek birden yabancı insanlarla dolu bir odaya girdiğinde onların yüzüne bakacak yürekliliği buluncaya dek bir süre kapıya doğru bakar.


• İNKAR:Anksiyetenin çoğaldığı durumlarda görülür. Örneğin kendisini açık bir şekilde ihmal eden annesinin düşmanca tavrını çocuk inkar edebilir ve onun çok nazik, kendisini seven bir kişi olduğunu savunabilir. Aileleri tarafından ihmal edilen bazı çocuklar bu kimselerin anne babaları olduklarını inkar edebilirler;kendilerinin evlâtlık olduğunu gerçek anne ve babalarınınsa kendilerini çok sevdiklerini savunabilir.
• BASTIRMA:Bilincin kabul edemeyeceği birtakım arzuların,bilinçaltına itilmesi olayına BASTIRMA denir. İtilen bu arzular orada birer kompleks olarak saklanacak ve her fırsatta çeşitli şekillerde bilince çıkmaya çalışacaklardır. Başka bir deyişle bastırma,herhangi bir şey hakkında düşünmeyi reddetmektir.
Aşağıdaki örnek bastırmayı dile getirmektedir;
(U.) 14 yaşında orta okul 1. Sınıfa giden bir erkek çocuktur. Sık sık ders çalışmaktan yakındığını ve annesini çok özlediğini çevresindekilere söyler.(U)‘ya annesini görmesi gerektiği hatırlatıldığında bunun olanaksız olduğunu çünkü annesinin başka bir kentte yatalak olan anneannesine bakmak zorunda olduğu şeklinde bir yanıt alınır. Gerçek araştırıldığında (U.)’nun 1 yıldan beri annesi tarafından terk edildiği kendisine teyzesinin baktığı belirlenir. Burada verdiği yanıtlarla bir bastırma yapmakta;olayı psikolojik olarak bastırmaktadır.
• YANSITMA(PROJECTİON):Bir bireyin istenmeyen herhangi bir düşünce veya aksiyonu saldırgan arzu,nefret veya suçluluk gibi bilinçaltı duygularını bir başkasına yansıtma durumudur. Hırsızlık yapan bir çocuk bir diğer çocuğu suçlarken sadece eleştiriden kurtulmakla kalmaz böylelikle suçunu da inkar etmiş olur.

Bu mekanizma kişiyi anksiyeteden 2 şekilde koruyabilir. BUNLAR:
1. Kişi kendi eksikliklerini,yanlışlarının sorumluluğunu ya da suçunu başkalarına yükler.
2. Suçluluk duyguları uyandıracak nitelikte içsel tepkilerini, düşüncelerini ve isteklerini diğer insanlara mal eder.

ÇOCUĞUN DUYGUSAL GELİŞİMİNDE
ANNE VE BABANIN ROLÜ
Aile içindeki duygusal etkileşim, çocuğun heyecan dünyasını doğrudan etkiler. Anne ve babalar, küçük yaştan itibaren çocuklarının tuvalet gereksinimlerini kendi başlarına gidermelerini beklerler. Oysa bu faaliyet yeterli düzeyde kas kontrolü içerdiğinden, 2-3 yaşından önce gerçekleşemez.
Anne ve babanın bu işlemi, çocuktan çok sert bir biçimde istemesi, çocukta korku, öfke ve endişe gibi heyecanların görülmesine neden olabilir.
Kendisine daima yalancı olduğu söylenen, anne ve babası tarafından sevilmeyen, diğer çocuklarla sık sık kıyaslanarak alay edilen ve dayakla cezalandırılan bir çocukta, kısa ya da uzun süreli gerginlik halleri görülebilir.
Bu tür kütü uyarımların devamı ise, bazı davranış ve uyum bozukluklarına neden olabilir.
Aynı şekilde, aşırı düşkünlük ve taşkın sevgi gösterileri de zararlıdır. Çocuğun sağlıklı bir duygusal gelişime sahip olabilmesi için, dengeli bir duygusal etkileşim ortamına gereksinmesi vardır. Bu ortamda çocuk, kendisi için gerekli olan sevgi, sevecenlik ve güveni bulabilmektedir.

KAYNAKÇA
1)Yavuzer,Prof. Dr.H.,Çocuk Psikolojisi,Remzi Kitabevi,(5.Basım) s.97,99,101,104,105.
2)Başaran,Prof. Dr. İbrahim Ethem,Eğitim Psikolojisi,Ankara.1998,s.98,99.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !