Gelişim ve Büyüme Kavramları

GELİŞİM
İnsan gelişimi çevre ve kalıtım arasındaki sürekli ve karşılıklı etkimişimin ürünüdür. Kalıtımsal özellikler, kısaca biyolojik ön yatkınlıklar olarak tanılanabilir. Döllenmiş yumurta aşamasından başlayarak, genler taşıdıkları yapısal özellikler doğrultusunda hücreleri programlar, ve böylece cinsiyet, saç rengi, fiziksel büyüklük ve hatta bir ölçüde zihinsel yetenekler, çevresel değişkenler ile etkileşerek şekillenir. Buna göre insan gelişimine yön veren iki temel süreç söz konusudur. Bunlardan biri, genotip ikincisi fenoptiptir. Genotip, ana babadan kalıtım yoluyla gelen tüm özellikler, fenotip ise aile, çevre, okul ve toplum gibi farklı sosyal bağlamlarda toplumsal ilişkiler yoluyla edinilen gözlenebilir tüm kişisel özelliklerdir.
Gelişimin kalıtsal özelliklerini yansıtan genetik değişmeler, evrim sürecinde gerçekleşen üç etkene göre oluşmaktadır. Bunlar ; değişkenlik (varibility), uyum (adaptaion) ve ayıklanma (selection) süreçleridir. Bireyin genetik yapısındaki oluşum ve değişmeler çiftleşme aşamasında kadından gelen X ve erkekten gelen XY kromozomlarının rastlantısal (random) yolla etkileşimine bağlıdır. Cinsiyeti belirleyen X ve Y kromozomlarının rastlantısal olarak etkileşimi, genlerde yer alan mutasyonlar (mutotions) yoluyla türe özgü davranış örüntülerini de (related species) içeren çok yönlü bir süreç içinde oluşmaktadır. Değişkenlik olarak biline bu etken uyum kavramı ile ilişkilidir. Uyum rastlantısal olarak bir araya gelen özelliklerinin doğal ayıklanma (natural selection) süreci içinde kalıcı hale geçirerek genetik yapıyı koruyan tüm değişimleri kapsamaktadır. Ayıklanma ise organizmamın çevreye uyum sağlamasını kolaylaştıran özelliklerin kalıcı hale gelmesi diğerlerini giderek sönmesi anlamındadır.
Gelişimin sosyal çevre değişkeni ile oluşan boyutu ise, kısaca algılama sisteminin düzenlemesine bağlıdır. Buna göre, algılama sistemimiz farklı olsaydı, doğal olarak dişilimiz de farklı olacaktı. Bireysel deneyimlerimiz, içinde yer aldığımız kültürel yapıya (cultural pattren), sosyal gruba ve aileye bağlıdır. Örneğin, çocuğun saldırganlık davranışı, içinde yer aldığı sosyal grubun ve ailenin tepkilerine göre biçim denmektedir. Genel olarak, alt sosyo – ekonomik setlerinde gelen ve eğitim düzeyi düşük olan ailelerin, çocuklarını saldırganlık davranışlarını ödüllendirdikleri gözlenmektedir. Ayrıca yetişkinlerin, söz yada davranış düzeyinde saldırgan tutumlarına sıkça tanık olan çocukların, onları model alarak benzer tepkiler gösterdikleri bilinmektedir. Öte yandan çocukların saldırganlık eğitimlerine “sessiz davranma” e “sistematik duyarsızlaştırma” yöntemleriyle yok sayma tepkisi veren eğitilmiş ailelerin, bu tür davranış bozukluklarını sağaltmada daha başarılı oldukları görülmektedir. Bu bağlamda cinsiyete bağlı rol yapısının, başat bir etken olarak algılandığı alt kültürlerde, saldırganlığın özellikle erkeklik kavramı ile özdeşleştirilmesi nedeniyle, yaygın biçimde oraya çıkması anlaşılabilir bir durumdur.
Gelişimin iki temel bileşeni ( compenets) olan kalıtım ve çevreden, hangisinin daha etkin bir faktör olduğu uzun bir zamandan beri tartışılmaktadır. Ancak, sorunun ortaya konuş şekli ile ilgili olan böyle bir tartışmanın, pratikte fazlaca önem taşımadığı açıktır. Sorunu, her hangi bir değişkenin üstünlüğüne indirgeyen ve bu nedenle bir düşünme yanlışı olarak değerlendirilmesi gereken bu yaklaşım yerine, bugün kalıtım ve çevrenin birbirinden ayrılmaz bir bütünlük taşıdığı görüşü kabul edilmektedir.
Bu saptaya doğrulamak amacıyla kalıtım çevre etkileşiminin dil öğrenme süreci bağlamında inceleyelim. Doğuşta konuşma için nöro fizyolojik açıdan biyolojik ön yatkınlığa sahip olan çocuğun, dili öğrenmesi sosyal etkileşime bağlıdır. Ancak çocuklar belli bir nörolojik gelişme aşamasına ulaşmadan konuşmazlar. Örneğin çocuklar bir yaşından önce düzenli cümleler kuramazlar. Ancak çocuklarıyla doğumdan itibaren konuşan ve onların konuşma denemelerini ödüllendiren ailelerin çocukları, diğerlerine oranla dana erken konuşmaya başlamaktadırlar. Ayrıca, konuşma becerisi, kapsam ve nitelik açısından farklı özellikler göstermektedir. Bu konuda yapılan araştırmalar, eğitim düzeyi yüksek olan aile ortamında ve sosyal çerçevede yer alan çocukların, deyimve kavramları daha yaygın ölçüde kullandıkları doğrulamaktadır. (Gerstle. 1982) Başka bir anlatımla, konuşmayı öğrenme gem, biyolojik, hem de sosyo – kültürel değişkenlere bağlıdır. Benzen bir durum, çocuğu bilişsel (cognitive), ahlaki (moral), davranışsal (behovioral), sosyal (social), duygusal (emotional), bedensel (physical) gelişimi içinde geçerlidir. Bu bilgilerin ışığında gelişim kısaca, organizmanın döllenmiş yumurta aşamasından başlayarak yaşam boyu geçirdiği çık yönlü iyileşme ve yetkinleşme süreci olarak tanımlanabilir.

Gelişimin Kritik Dömemleri
Gelişim, bio – fizyolojik ve sosyo – psikolojik süreçlerin karşılıklı olarak etkileşmesinin ürünündür. Buna göre bireyin belli bir yaşantı deneyimini edinilebilmesi için belli bir yeterlik düzeyine ulaşması gerekmektedir. Burada belirleyici etken, zamandır. Gelişim sürecinde bireyler göreceli olarak farklı özellikler göstermekle birlikte, zaman değişkenine gör, belli yaşlı gruplarında ortak kişilik özellikleri de bulunmaktadır. Örneğin bireyin bilişsel, dil yada ahlaki gelişiminin kalıtsa ve çevresel değişkenlere göre, bir ölçüde farklı olması doğaldır. Ancak kategorik olarak, normal koşullarda her bireyin yaş değişkenine göre, belli bir gelişme evresinde ulaştığı kabul edilmektedir. Gelişimin kritik dönemi olarak tanımlanan bu evrelerde, bireyler belli öğrenme yaşantılarına , bir önceki evreye oranla daha uygun ve hazır konumda bulunurlar. Öğrenme yaşantılarının desenleşmesi ve standardize edilmiş programların hazırlanması, gelişimin kritik dönemleri kavramı ile ilişkilidir. Bu nedenle öğretmenler ve anne – babalar çocukların eğitimde her kritik dönemin özelliklerine uygun bir öğretme – öğrenme stratejisi benimsemelidir. Örneğin kas ve kemik gelişiminin yanı sıra, zihinsel açıdan belli bir gelişmişlik düzeyine ulaşamayan çocuğun yürümeyi öğrenemeyeceği bilinmelidir. Aynı şekilde, zihinsel ve sosyal gelişim açısından belli yoksunluklar içinde bulunan çocukların, öğrenmede bazı güçlükler karşılaşabilecekleri uzak tutulmamalıdır.

Gelişimin Temel İlkeleri
Her bireyde gelişimin ortak bazı ilkelere göre oluşur. Bu ilkeler aşağıda gibi sıralanabilir.
1. Gelişme, genetik ve çevresel değişkenlerin karşılıklı etkileşiminin ürünüdür. Genetik araştırmacılar göz rengi, cinsiyet, beden biçimi, boy, zeka gibi bir çık yapısal özelliğin kalıtsal etkenlere bağlı olduğunu göstermektedir. Ancak kalıtım yoluyla getirilen bir çok özelliğin çevresel değişkenlere göre biçimlendiği de bir gerçektir. Örneğin kalıtsal zeka potansiyelinin uygun eğitim yaşantılarıyla desteklenmemesi halinde, yeterince gelişmediği bilinmektedir. Öte yandan boy ve kilo gibi bir çok fiziksel özelliğin gelişimi, yeterli ve dengeli beslenmeye bağlıdır.
2. Gelişim yaşam boyu sürer. Gelişimi belli aşamalara bölünmüş ve her biri, önceki aşamaların birikimlerine dayalı olarak oluşan bir süreç içinde gerçekleşir. Başka bir anlatımla gelişim, organizmanın doğum öncesi evreden başlayarak ölümüne dek geçen zaman dilimi içinde helezonik halkalar şeklinde oluşan ve birbirini izleyen süreçlerin toplamadır.
3. Gelişimin kritik dönemlerine özgü karakteristik özellikleri, hem düzenli hem de sıçramalı seyir içinde gerçekleşir. Örneğin, çocuğun duyusal ve dilsel gelişimi arttıkça, konuşması da gelişirken, yürümenin başladığı aşamada konuşma yeterli bir ölçüde duraksar. Öte yandan algısal ve zihinsel gelişme, ahlaki gelişimin önkoşulunu oluştururken, çocuklar içinde bulundukları sosyal çevre koşullarına bağlı olarak ahlaki açıdan farklı gelişim özellikleri gösterirler.
4. Gelişim içten dışa, baştan ayağa doğrudur. Doğum öncesi evreden başlayarak, öncelikle başın ve sırasıyla gövde, kol ve bacakların geliştiği, aynı şekilde iç organların gelişimini, bedende şekil veren dışsal gelişimin izlediği bilinmektedir.
5. gelişim genelden özele, bütünden parçaya, doğrudur. Gelişim süresince de önce bedenin ana bölümleri olan baş, gövde, kol ve bacaklar oluşmakta, daha sonra bu organları belli bir etkinlikte kullanmayı sağlayan ince kasların gelişimi başlamaktadır. Önce çocuklar belli bir gelişim aşamasında, sadece ellerini bir bütün olarak kullanırken, inde kasların gelişimi ile parmaklarını kullanmaya başlamaktadır.
6. gelişim özellikleri ayrılmaz bir bütünlük oluşturur. Gelişim alanları karşılıklı olarak birbirlerini etkilemektedir. Örneğin çocuğun zihinsel gelişimi, dil gelişimi hem etkilemekte hem de ondan etkilenmektedir. Aynı şekilde çocuğun sosyal gelişimi, zihinsel ve ahlaki gelişimi hem nedeni, hem de sonucu olmaktadır. Şu haldı tüm gelişim alanları, iç içe geçmiş bir etkileşim örüntüsüdür.
7. gelişim kritik dönemleri vardır. Organizma, belli bir zaman diliminde bazı gelişim alanlarında, nispeten para metrik bir evrimleşme içinde bulunur. Bu dönemlerde birey, belli öğrenme yaşantılarına ve çevresel etkilere daha bir hale gelir. Örneğin 0 – 3 yaş grubu içinde, çocuğun temel güven, sevgi ve kabul görme güdülerinin doyurulması, ileri yaşlarda özerk ve bağımsız bir bireyselleşme yetkinliğine ulaşmasına neden olur. Dolayısıyla bu dönemde özerkleşme ve bireyselleşme çabalarını yetişkinlerce engellenmesi ise, bireyin sosyal gelişimini olumsuz yönde etkiler. Şu halde gerçek duygu ve düşüncelerini yansıtma yeterliğinden yoksun bırakılan engellenmiş çocukların, bağımlı edilgen, hatta nevrotik bir kişilik yapısına sahip olmaları anlaşılır bir durumdur. Psiko – analitik yaklaşıma göre, belli bir psiko – sosyal gelişimi olumsuz yönde etkiler. Şu halde gerçek duygu ve düşüncelerini yansıtma yeterliğinden yoksun bırakılan engellenmiş çocukların, bağımlı edilgen, hatta novrotik bir kişilik yapısında sahip olmaları anlaşılabilir bir durumdur. Psiko – analitik yaklaşıma göre, belli bir psiko sosyal gelişim evresine özgün gereksinimlerin karşılanamaması, bu döneme takılmaya neden olur. Bu tür bireyler, bir sonraki gelişim dönemine özgü yeterlilikleri gösteremedikleri için, duygusal ve düşünsel açıdan gelişemezler. Bireylerde ergenlik ya da yetişkinlik dönemlerinde gözlenen davranış bozukluklarının nedenleri de, çocuklukta yeterince karşılanamayan bu tür ego gereksinimlerinde aranmalıdır.
8. gelişim bireysel farklılıklar gösterir. Her bireyin genotipi ve fenotipi farkı olduğu için, gelişim süreci de farklıdır. Bu nedenle çocukların gelişimi süresince bazı benzer özelliklerin yanı sıra, kalıtsal mirasların ve etkileşimin örüntülerinin farklılığı nedeniyle bazı ayrılıklar göstermeleri de doğal karşılanmalıdır.

Büyüme
Büyüme gelişime oranla, daha dar kapsamlı bir kavramdır. Bedenin boy kilo, ve biçim olarak artması anlamına gelen büyüme, biyolojik kalıt ve çevre faktörlerine bağlı olarak değişik hız ve yoğunlukta gerçekleşir.

Dç. Dr. Ayhan Aydın. Gelişim Öğrenme Psikolojisi (s. 1 – 6) Anı yayınları, Ankara 1999

BÜYÜMENIN DEGERLENDIRILMESI

Büyümenin değerlendirilmesi, çocuk sağlığı ile ilgili çalışmaların en önemli unsurudur. Fizyolojik, psikolojik, sosyal problemler büyümeyi negatif yönde etkiler. Büyümenin değerlendirilmesinde en çok kullanılan araç, büyüme grafikleridir. 1963 ten 1975 e kadar 0-18 yas arasındaki 20000 Amerikalı çocuktan USA NCHS (National Center for Health Statistics) bürosu tarafından toplanan bilgilerden oluşturulan Standart Büyüme Grafikleri, Dünya Sağlık Örgütü tarafından ilk 5 yas için Internasyonal Büyüme Standart olarak kabul edilmiştir. İyi beslenmiş ve sağlıklı Amerikalı çocuklardan derlenmiş olan bu bilgiler, dünyanın geri kalan kısmındaki popülasyona benzemezse de gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme farklılıklarının genetik farklılıktan çok, nutrisyonel durumu aksettirdiği kabul edilmektedir. NCHS standartları, kısa boylu göçmen ebeveynlerin ilk jenerasyon Amerikalı çocukları için kullanılmıştır. Bu çocuklarda, daha iyi beslenme ile ebeveynlerinden daha iyi büyüme ve gelişme sağlanmıştır. 4 standart büyüme grafiği yaygın olarak kullanılmaktadır. 1) Yasa göre ağırlık, 2) Yasa göre boy, 3) Yasa göre bas çevresi, 4) Boya göre ağırlık. Her grafik 7 persentil eğrisinden oluşur. Bu eğriler 0-18 yas arasındaki çocukların ağırlık, uzunluk (boy) ve bas çevresi değerlerinin dağılımını gösterir. Boy veya ağırlık olarak ölçülen antropometrik sayılar, popülasyon içinde normal olarak dağılırlar. Yeteri kadar büyük örnek verildiğinde X ekseni üzerine boy veya ağırlık değeri, Y ekseni üzerine de frekansı (ayni boy veya ağırlıkta olan çocukların şayisi) konularak grafik çizildiğinde çan eğrisi oluşur. Bu çan eğrisi normal veya Gaussian dağılımı gösterir. İdeal çan eğrisinde eğrinin tepesi örnek değerlerinin aritmetik ortalamasına uyar. Eğrinin tepesi medyan (Standart) değeri gösterir. medyan değer, observe edilen değerlerin %50 sinin üzerinde, %50 sinin altındadır. Mediandan uzaklaşan normal değerler, çan eğrisinin genişliğini oluştururlar. Bu değerlere matematiksel olarak Standart Deviasyon (SD) adi verilir. SD, normal sınırlar kavramına işaret eder. Ortalama değerin 1 SD altı (küçüğü) (-) ile 1 SD üstü (büyüğü) (+) arasında bulunan değerler tüm örneklerin takriben %68 ini içerir. (-) 2 SD ile (+) 2 SD laf arasında bulunan değerler ise tüm örneklerin %95 ini içerir. Tek ölçüm yapıldığında bu örneğin, medyandan ne kadar uzaklaştığı ± SD lafla ifade edilir. Bu şekilde bir sayısal örneğin tüm popülasyonun üyesi olup olmadığı ihtimali hesaplanmış olur. Normal Olarak Dağılmış Sayıların Normal Sınırları ve SD ile ilişkisi
Normal sınırlar Sayının Normal sınırlar İçine Girme İhtimali
SD % SD % ± 1 68.3 >,= 1 16 ± 2 95.4 >,= 2 2.3 ± 3 99.7 >,= 3 0.13
Sağlıklı erkek çocukların ölçümü ile oluşmuş bir popülasyonda bir çocuğun boyu 2 SD üzerinde bulunuyorsa, bu çocuğun bu popülasyona ait olma ihtimali % 2.3 ten daha azdır. Bu çocuk, erken pubertesi olan erkek çocukların bulunduğu başka bir popülasyona ait olabilir. Bir bireyin, bir popülasyonla ilişkisini gösteren bir başka yöntem, persentillerin kullanılmasıdır. Persentil, bir popülasyonda ayni ölçüye sahip olan bireylerin oluşturduğu "yüzde bir " dilimidir. Persentilin lügat anlamı; ayni ölçüdeki bireylerin frekans toplamlarının oluşturduğu yüzde bir dilimine tekabül eden "X" kıymetidir. örneğin, boyu
96 cm olan 3 yasındaki erkek çocuk popülasyonunum (frekans toplamının) oluşturduğu %1 dilimine tekabül eden "X" kıymeti 50 inci persentil dir. 3 yasındaki çocuğun 50 inci persentil deki boy değeri 96 Cem’dir. 50 inci persentil değeri medyan (orta) değerdir. Çocuklara ait boy değerlerinin %50 si bu değerin üzerinde, %50 si bu değerin altındadır. Örneklerin çoğu 50 inci persentil de toplanır. Bu değere "standart değer " adi verilir. Yukarıdaki örneğe göre 3 yasındaki erkek çocuğunun standart boyu 96 cm dir. Bu bilgilere göre standart büyüme grafiklerinin yorumlanması, aşağıdaki örneklerde verildiği gibidir. Örnek 1: 9 aylık bebeğin ağırlığı 8,5 kg ise, bu değer "yasa göre ağırlık" grafiğinde 25 inci persentil eğrisini keser. bebeğin ağırlığı 25 inci persentil de olup, 9 aylık bebeklerin boy değerlerinin %25 inden daha ağır, %75 inden daha hafiftir. Örnek 2: 9 aylık bir bebek 11 kg ise o zaman bu değer, 95 inci persentil eğrisini keser. Bu değer, bebeğin ağırlığının, akranlarına ait ağırlık değerlerinin %95 inden daha fazla olduğunu gösterir. Boya göre ağırlık grafikleri ayni şekilde hazırlanmıştır. Bu eğriye göre 125 cm olan bir kız çocuğunun standart ağırlığı (50p) 24 kg dir. NCHS grafikleri, adolesanlar için uygun değildir. Çünkü, pubertenin başlangıç yası geniş varyasyonlar gösterir. Bu grafikler, pubertesi gecikmiş bir genç için yasına göre düşük persentil değeri verebilir. Halbuki bu gencin uzama potansiyeli fazladır. Ayni eğriler, pubertesi ilerlemiş bir genç için yasına göre yüksek persentil değeri verir. Bu değer bu genç için yanıltıcı olabilir. Çünkü uzama potansiyeli azalmıştır. Bu eğrilerin nümerik değerleri, tablolarda verilmiştir. Ancak eğriler daha pratiktir. Çünkü geçen zaman içerisinde büyüme daha kolay değerlendirilir. Değişik tipte büyüme bozukluğu (Don, Turnem, Klinefelter sendromlari ve Akondroplazi gibi) olan Amerikali çocuklar için özel grafikler gelistirilmistir.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !